MEHMET SARI

AVUKATLARIN UZLAŞMA SAĞLAMA YETKİSİ VE UYGULAMASI

GİRİŞ

Yargı yetkisi devletin tekelinde olup mahkemeler eliyle kullanılır. Buna göre taraflar arasında meydana gelen uyuşmazlıkların genel çözüm şekli yargısal yoldur. Ancak adliyelerin ağır iş yükü diğer alternatif çözüm yollarını gündeme getirmiştir. Uyuşmazlıkların uzlaşı ile çözümlenmesi arzu edilen bir sonuç olup tarafların serbestçe tasarrufta bulunabileceği alanlarla sınırlı olmak üzere alternatif çözüm yollarının geliştirilmesi hem devletin hem de bireylerin yararınadır.

Türk hukukunda tarafların mevcut uyuşmazlıklarını dava yoluna başvurmadan vekilleri aracılığıyla çözüme kavuşturmaları ile ilgili düzenlemeler Avukatlık Kanunu’nda yer almıştır. Avukatlara tanınan uzlaşma sağlama yetkisi ile ulaşılan sonuç ilam niteliğini haiz olduğu da kabul edilmiştir. Ancak tüm yasal düzenlemelere rağmen avukatların uzlaşma sağlama yetkisine başvurulduğuna pek rastlanmamaktadır.

Çalışmamızın birinci bölümünde avukatların uzlaşma sağlama yetkisi üzerinde durulmuş ve uzlaşmanın konusuna, taraflarına ve süresine ilişkin şartlar anlatılmıştır.

Çalışmamızın ikinci bölümünde avukatların uzlaşma sağlama usulü anlatılmıştır. Buna göre uzlaşma önerisinde bulunma ile başlayan ve uzlaşma tutanağının düzenlenmesi ile son bulan süreç hakkında bilgi verilmiş ve uzlaşma tutanağının hukuki niteliği izah edilmiştir.

Üçüncü ve son bölümde ise avukatlar aracılığıyla sağlanan uzlaşmanın etkin uygulanmama sebepleri ve avukatlar aracılığıyla sağlanan uzlaşmanın etkin uygulamaya kavuşması için çözüm önerileri üzerinde durulmuştur. 

 

A. AVUKATLARIN UZLAŞMA SAĞLAMA YETKİSİ

1. Uzlaşma Sağlama Yetkisinin Mevzuatımızdaki Yeri

Anayasa m. 9’a göre “Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” Hakkı tecavüze uğrayan veya tanınmayan kimsenin kendiliğinden hakkını almak yolu caiz olmadığı için hakkını tespit ettirmek ve diğer tarafı hakkı yerine getirmeye zorlamak için devletin mahkemelerine başvurması gerekir.  

Ancak bütün ihtilafların mahkemelerce çözümlenmesi arzulanan bir sonuç değildir. Bu sebeple medeni yargıya alternatif teşkil eden çözüm yollarının işlerlik kazandırılması çabaları sürekli gündemde kalmaktadır. Uyuşmazlıkların alternatif çözüm yolu mahkemelerde yürütülen yargı yolu dışında işleyen ve uyuşmazlıkların tarafsız üçüncü bir kişinin yardımıyla çözümlenmesini öngören bir sistemi ifade etmektedir.

Uyuşmazlıkların alternatif çözüm yollarından biri de Av. Kan.’da öngörülmüştür. Av. Kan. m. 35/A’ya göre: (Ek madde: 02.05.2001–4667/23. md.) “Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilam niteliğindedir.”

Av. Kan. m. 35/A ile getirilen düzenleme Av. Kan. m. 2’de tanımlanan “AVUKATLIĞIN AMACI” ile de uyuşmaktadır. Av. Kan. m. 2’ye göre: (Değişik fıkra: 02.05.2001 – 4667/2. md.) “Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.

Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder.”

Buna göre her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini sağlamak avukatların amaçlarından biri olarak sayılmıştır. Avukatlara Av. Kan. m. 35/A ile getirilen uzlaşma sağlama yetkisinin Av. Kan. m. 2’de tanımlanan amaçları yerine getirme yollarından biri olduğunda kuşku yoktur.

1. Uzlaşma Sağlama Yetkisinin Konusuna İlişkin Şartlar

Av. Kan m. 35/A’da uzlaşma konusuna ilişkin iki şart göze çarpmaktadır. Buna göre uzlaşma avukatların kendilerine intikal eden işlerde ve tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konularda mümkündür. İşin avukata intikalinden vekil edenin avukata başvurusu anlaşılması gerekir. Yani vekil edenin ihtilafı avukata aktararak çözüm için hukuki yardım istemesi ile iş avukata intikal etmiş olur. Avukat ile müvekkili arasındaki ilişki vekâlet veren müvekkilin yerine getirilmesini arzuladığı avukatlık hizmetini ortaya koyan ve avukatın da müvekkiline karşı çerçevesi dâhilinde faaliyette bulunmayı kural olarak bir ücret karşılığında taahhüt ettiği ivazlı bir sözleşmedir.   Avukatlık sözleşmesi Av. Kan m. 163’te düzenlenmiştir. Avukatlık sözleşmesi en çok vekâlet sözleşmesine benzese de farklılıklar vardır. Avukatın sorumluluğu Borçlar Kanunu’nda düzenlenen vekilin sorumluluğuna göre kanun, yönetmelik, meslek kuralları ve meslek gelenekleri ile ağırlaştırılmıştır. Kanımızca işin avukata intikali şartının gerçekleşmiş sayılması için mutlaka avukat ile vekil edenin avukatlık sözleşmesi akdetmesi veya vekil edenin avukatı yetkili kılan vekâletnameyi çıkarmış olması gerekmez. Av. Kan. m. 53’te “Avukat, iş için yaptığı görüşmelerden gerekli saydıklarını bir tutanakla tespit eder. Tutanağın altı, görüşmede bulunanlar tarafından imzalanır.” hükmü düzenlenmiştir. Örneğin vekil edenle avukat hukuki yardım konusunda anlaşmış ve Av. Kan. m. 53 uyarınca görüşme tutanağını imzalamış olmakla işin avukata intikali şartının gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerekir.

Av. Kan. 35/A’da uzlaşma konusuyla ilgili getirilen diğer sınırlama ise tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konuların uzlaşmaya tabi olduğuna ilişkindir. Avukatın uzlaşma sağlama yetkisinin konu bakımından sınırını çizen bu hüküm HUMK’daki tahkim düzenlemesini akla getirmektedir. Gerçekten de HUMK m. 518 “Yalnız iki tarafın arzularına tabi olmıyan mesailde tahkim cereyan etmez.” şeklinde düzenlenmiştir. Türk Hukuku’nda hangi uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğuna ilişkin temel prensip bu maddede düzenlenmiştir. Tahkime elverişlilik ise tarafların ve ihtilafın özünün (konunun) tahkime elverişli olmasından başka bir şey değildir.  Bu itibarla tahkime elverişliliği kendi içinde objektif elverişlilik (ratione materiae) ve sübjektif elverişlilik (ratione personae) olarak ikiye ayırıp  incelemekte bir beis yoktur. Belirli konularda tahkime başvurulamaması objektif açıdan tahkime elverişlilik konusu ile doğrudan ilgili olup buna göre tarafların tahkime gidemeyecekleri bir konuda tahkim sözleşmesi akdetmeleri geçersizdir.  Buna göre tahkim tarafların iradeleri ile sulh olabilecekleri konular üzerinde cereyan eder. Bu hükümle taraflar arasındaki her türlü ihtilaf hakkında tahkime gidilemeyeceği bir başka ifadeyle tahkime gidebilme konusunda tarafların arzularına tabi olmayan yani taraf iradelerini aşan durumların varlığı halinde sınırlamalar olabileceği ifade edilmiştir. Bu itibarla gerek doktrinde ve gerekse de Yargıtay kararlarında sıkça tekrar edilen “iki tarafın arzularına tabi olmayan mesailden”  ilk anlaşılan kamu düzeni olmuştur.  Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine göre "bir akdin mevzuu kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunabilir” ise de tarafların sözleşme serbestîsi sınırsız değildir. Türk Hukuk Sistemi HUMK m. 518 ve B.K. m. 19–20 hükümleri ile emredici bir hukuk kaidesine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırılık halleri dışında irade bağımsızlığının esas olduğunu kabul etmektedir. Nitekim kanun koyucunun ahlaki, sosyal ve iktisadi, kamu düzeni gibi nedenlerle sözleşme konusuna bazı sınırlamalar getirdiği görülmektedir.

Bu temel yaklaşımın bir sonucu olarak ceza yargısında, idari yargıda (kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç )  tahkim caiz değildir. Ancak uygulamada idari sözleşmelere bazen tahkim şartı da konulmakta ve bu idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar için idari mahkemeler yerine hakemlerde dava açılmaktadır.  Çekişmesiz yargı (nizasız kaza) ile ihtiyati haciz ve delil tespiti gibi devletin icra kuvvetlerini harekete geçirmek gereken işler de hakemlerin görev alanı dışındadır ve genel yargının görevindedir.  Bundan başka takip hukukuna ilişkin olarak ortaya çıkan ihtilaflar bakımından da tahkim caiz değildir. Mesela itirazın kaldırılması talebi, mahcuz mala istihkak davası hakkında hakeme başvurulmayacaktır. Bununla beraber İcra ve İflas Kanunu’ nun maddi hukuka ilişkin davaları hakkında ise tahkim kabule şayandır.   Bu itibarla kural olarak hukuk mahkemelerinin özel hukuk alanındaki yargısal faaliyetlerini konu edinen medeni yargının çekişmeli yargı (nizalı kaza) alanında tahkime gidilebilir.

Medeni yargının çekişmeli yargı alanında tarafların iradeleri ile etki edebileceği nitelikte olan alanların hangileri olduğunun tespiti gerekmektedir. Kamu düzeni kavramı medeni yargının çekişmeli yargı alanında tarafların irade serbestîsine sahip olduğu alt alanların tespitinde anahtar bir kavram olarak işlev görecektir. Yargıtay kararlarında da tahkime elverişliliğin konu itibariyle belirlenmesinde “kamu düzeni” kavramı sapma göstermeksizin kullanılmıştır.  Bunun yanında her ne kadar kamu düzenine tabi uyuşmazlıklarda tahkim yasağının cari olduğu hususunda görüş birliğinden söz edilebilir ise de yeknesak bir kamu düzeni alanı kapsamından bahse imkân yoktur. Genel bir ifadeyle tahkimin malvarlığına ilişkin uyuşmazlıklarda caiz olacağını söyleyebiliriz.  Ancak bu alanda da sınırsız bir uygulama söz konusu değildir. Düzenlemedeki genel ve muğlâk tarz uygulamada da farklılık ve tereddüt oluşturmuştur. Bu itibarla genel kural koymak yerine tahkime elverişliliği tartışma konusu yapılmış haller üzerinde durmak isabetli olur kanısındayız.

Her ne kadar konu bakımından elverişlilik açısından uzlaşma ve tahkim düzenlemelerinde benzerlik var ise de; uzlaşmaya elverişli alanın belirlenmesinde daha geniş yorum yapılması gerektiği ileri sürülmüştür.  ARAS’ın gerekçe olarak bildirdiği avukatlar aracılığıyla uzlaşma sağlanacağından tarafların hak kaybına uğrama tehlikesinden endişe edilmemesi gerektiği görüşüne katılıyor isek de; tahkim yoluna başvurulmuşsa tahkimin zorunlu olmasına rağmen uzlaşma olmadığı takdirde tarafların yargıya başvurabileceğinden yola çıkarak aynı sonuca varan görüşünü doğru bulmamaktayız. Zira usulüne uygun şekilde tanzim olunmuş uzlaşma tutanakları Av. Kan. m. 35/A uyarınca İcra ve İflas Kanunu m. 38 anlamında ilam niteliğindedir. Bir başka deyişle uzlaşma tutanağı düzenlenip birlikte imza altına alındıktan sonra da geri dönüşü mümkün olmayan bir yola girilmiş olup adeta mahkeme ilamı elde edilmiş olmaktadır.

 Bu açıklamalardan sonra üzerinde uzlaşma sağlanmaya elverişli konular üzerinde durmanın faydalı olacağı kansındayız.

a. Aile, Miras ve Şahıs Hukukunu Düzenleyen Hükümler İle İlgili Uyuşmazlıklar

Medeni Kanunun Aile, Miras ve Şahıs Hukuku’nu düzenleyen hükümleri kamu düzenini ilgilendiren hükümleridir. Buna göre kural olarak evlilik ve ahvali şahsiye davalarında uzlaşma sağlama caiz olmayacaktır.  Ancak bu hükmü mutlak olarak almak uzlaşma kurumu ile bağdaşmaz. Örneğin kanuni mirasçıların mirasçılık sıfatına dayanarak açacakları iptal ve tenkis davalarında şahıs hukukuna tabi mirasçılık halleri de ihtilaf konusu olacağı için bu davalar uzlaşmaya konu olamazlar.   Diğer yandan kanunun tayin ettiği mirasçılık sıfatı bir ihtilaf sebebi olmaksızın mirastan doğan haklarla ilgili ihtilaflar hakkında taraflar ve avukatları Av. Kan. m. 35/A’ya uygun bir uzlaşma tutanağı düzenleyebilirler.  Terekenin idaresine, intikaline, mühürlenmesine, muhafazasına ve tasfiyesine dair muameleler, icrai veya ihtiyati mahiyetleri ve ihtilafsız kazayı ilgilendirmeleri sebebiyle mahkemelerin görevlerine Nizasız kazaya tabi ihtilaflar hakkında da uzlaşma yoluna gidilemez. 
 

 


b. Taşınmazlara İlişkin Uyuşmazlıklar

Taşınmazlar hakkındaki ihtilafların uzlaşılabilen konulardan olup olmayacağı konusu son derece önemlidir. Tahkime elverişlilik konusunda doktrinde ve Yargıtay uygulamasında en tartışmalı taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıkların tahkime elverişli olup olmadığı hakkındadır. Postacıoğlu gayrimenkullerin devrine ilişkin anlaşmaların resmi şekilde yapılması gerektiğinden bahisle gayrimenkullere ilişkin uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığı görüşündedir.  Çoğunluk görüşü ise tam aksine ihtilaf gayrimenkuller hakkında dahi olsa sulhe elverişli olduklarından bahisle tahkime elverişli olduğunu savunmaktadır.  Yargıtay içtihatlarında da bu konuda birlik yoktur.  Yine de Yargıtay’ın gayrimenkulün aynına ait uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığı yönündeki kararlarının ezici ağırlıkta olduğu gözlenmektedir. 

Kanımızca Yargıtay’ın gayrimenkulün aynına ilişkin uyuşmazlıkları tarafların serbestçe gerçekleştirebilecekleri muamelelerden görüp tarafların arzularına tabi olan meselelerden sayarak bu çeşit uyuşmazlıkların hakemler eliyle karar bağlanmasını kanuna uygun gören kararları her ne kadar azınlıkta kalmış ise de doğrudur.  Zira uyuşmazlık gayrimenkulle ve hatta gayrimenkulün aynı ile ilgili olsa dahi konunun tarafların tasarruf edebilecekleri, sulh yolu ile çözebilecekleri bir alanda kaldığı şüphesizdir. Bunun yanında uyuşmazlıkla ilgili konuyu düzenleyen hükümler arasında emredici hukuk kurallarının bulunması yalnız başına tahkimi engelleyebilecek bir husus değildir.  Tarafların tasarruf edebilecekleri, uyuşmazlıklarını sulh yolu ile halledebilecekleri bir konuda tahkimi geçerli kılmak uygun olacaktır. Ancak hakemler bu konunun düzenlenmesinde yer alan emredici hukuk kurallarını resen dikkate alacaklardır.  Aynı gerekçelerle taşınmazlara ilişkin ihtilafların Av. Kan m. 35/A uyarınca uzlaşı sağlanabilen konular arasında olması gerektiği kanısındayız.

Ayrıca her ne kadar Yargıtay kira tespiti  ve tahliye davalarını  tahkime elverişli bulmasa da kanımızca bu konular Av. Kan. 35/A uyarınca üzerinde uzlaşı sağlanabilecek konulardandır. Bunun yanında Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığı yönünde Hukuk Genel Kurulu Kararı da vardır.   Ancak 05.07.2001 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun amaç ve kapsamı düzenleyen 1. maddesinin 3. fıkrası “Bu Kanun, Türkiye'de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynı haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile iki tarafın iradelerine tabi olmayan uyuşmazlıklarda uygulanmaz.” şeklindedir. Bu sebeple bazı yazarlar Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 1. maddesinin karşıt anlamından taşınmazın aynına ilişkin olmayan uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğu sonucuna varmışlardır.  Bu nedenle aynı yazarlar her ne kadar daha önce aksine Yargıtay kararları olsa da; Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun kabulünden sonra bu kanun kapsamında olan uyuşmazlıklar açıkça düzenlendiğinden, kanun metninin karşıt anlamından hareket ederek taşınmazların aynına ilişkin olmayan uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümünün mümkün olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşler hiç şüphe yok ki Av. Kan. m. 35/A’ya göre uzlaşmaya elverişli konuların çerçevesi açısından da belirleyicidir.

c. İşçi İle İşveren Arasındaki Uyuşmazlıklarda

İş ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde çözümleneceği 5521 sayılı kanunun 1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir.  Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.1964 gün ve 1964/251 Esas. 1964/506 Karar Sayılı kararı da bu doğrultudadır. Yani iş mahkemelerinin görevi kamu düzeni esas alınarak işçi haklarının korunması maksadıyla özel kanun ile düzenlenmiştir. Bunun yanında İş Kanunu hükümlerinin genellikle kamu düzenli olduğu da tartışmasızdır. Bu itibarla iş sözleşmelerindeki yetki ve tahkim şartlarının tarafların arzularına tabi olmayan meselelerden olduğu gerekçesiyle geçersiz olacağı söylenebilir. 

Ancak bu açıklamalardan iş hukukuna giren tüm konularda tahkime veya uzlaşmaya imkan olmadığı sonucuna varılmamalıdır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi “İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir. Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.” şeklinde düzenlenmiştir:  Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda m. 34/2’de de özel hakeme gidilebileceği özel olarak düzenlenmiştir.   Bu durumda gerek toplu gerekse de bireysel iş hukukunda bazı alanlarda hakem şartı kabul edilmişken Av. Kan m. 35/A uyarınca uzlaşma sağlanabilmesi evleviyetle mümkün olması gerekir. Burada önemle üzerinde durulması gereken konu işçi ile işveren arasındaki kuvvetler dengesizliğinin hiçbir zaman göz ardı edilmemesi gereğidir. Ancak iş hukukunda uzlaşma sağlama yetkisinin tahkime elverişlilikten daha geniş yorumlanması gerektiği görüşü  kanımızca da doğrudur.

İş hukukundaki ihtilafların büyük kısmını işçilik alacakları oluşturmaktadır. İşçilik alacakları ile ilgili ihtilafların Av. Kan. m. 35/A uyarınca uzlaşmaya tabi olduğunda tereddüt edilmemelidir. Buna göre ücret, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili genel tatil, bayram tatili, yıllık izin ücreti, fazla mesai alacakları ile ilgili ihtilafların Av. Kan. 35/A uyarınca çözüme kavuşturulması mümkündür.

d. Sınaî ve Fikri Mülkiyet Hukuku’ndaki Uyuşmazlıklarda

Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf yapabildikleri haklardan doğan uyuşmazlıkların uzlaşmaya elverişli olduğundan yola çıkarak sınaî ve fikri mülkiyet haklarından doğan uyuşmazlıkların da uzlaşmaya elverişli olduğunu ifade edebiliriz. Buna göre marka, patent, endüstriyel tasarımlar ve telif haklarının ihlalinden doğan uyuşmazlıklar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebildikleri uyuşmazlıklar olduğundan bu uyuşmazlıklar tahkime elverişlidir.


Ancak fikri mülkiyet haklarının geçerliliği örneğin patent hakkının geçerliliği konusunun uzlaşmaya elverişli olduğu ileri sürülemez. Zira tescile tabi bir hak ancak yetkili organların incelemesi sonunda söz konusu olduğundan kamu düzenine ilişkindir. Yani patent hakkının geçerliliği konusu tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir husus değildir. Konunun kamu düzeni ile sıkı bir bağlantısı olması sebebiyle fikri mülkiyet haklarının geçerliliği konusunun Av. Kan. m. 35/A’da düzenlenen uzlaşmaya elverişli olmadığını söyleyebiliriz. 

2. Uzlaşmanın Taraflarına ilişkin Şartlar

Av. Kan. m. 35/A’da avukatlar ve müvekkillerinden bahsedilmektedir. Yasada bahsedilen avukatlar ve müvekkiller somut hukuki uyuşmazlığın tarafları ve vekilleridir. Yasada avukatların ancak müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebileceği belirtilmiştir. Ayrıca uzlaşma halinde tutanağın avukatlar ve vekilleri tarafından birlikte imza altına alınacağı da aynı maddede hüküm altına alınmıştır. Yasanın lafzından uyuşmazlığın her iki tarafının ve vekillerinin birlikte katılımının şart koşulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre gerek uzlaşmaya davette gerekse de uzlaşma tutanağının tanzim ve imzasında taraflardan veya vekillerden herhangi birinin eksik olması hakinde Av. Kan m. 35/A’da aranan taraflara ilişkin şartların yerine geldiğinden bahse imkân olamaz.

Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinde ise “uzlaştırma müzakerelerine aksi kararlaştırılmadıkça yalnızca uzlaşmazlığın taraflarının ve avukatlarının katılımıyla” gerçekleştirileceği öngörülmüştür (Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Kanunu Yönetmeliği m. 16/5). Yönetmelik m. 16/5 hükmünden tarafların uzlaştırma müzakerelerine taraflardan veya vekillerinden herhangi birinin katılmamasını kararlaştırabileceği sonucuna varılması mümkün değildir. Kanımızca yönetmelikte sadece uzlaştırma müzakerelerine taraf ve vekillerin yanında çözüme katkı sağlayabilecek başkalarının da katılabileceği ifade edilmek istenmiştir. Zira Av. Kan m. 35/A’da avukatların müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebileceği ve uzlaştırma tutanağının avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınacağı şeklindeki emredici hükümler başka türlü yoruma imkân vermemektedir.

3. Uzlaşma Sağlama Yetkisinin Süresine İlişkin Şartlar

Avukatın uzlaşma sağlama yetkisine giren bir uyuşmazlıkta uzlaşma önerisi yapma zamanına ilişkin düzenleme hem yasa hem de yönetmelikte düzenlenmiştir(Av. Kan. m. 35/A; Av. Kan. Yön m. 16). Buna göre uzlaşma önerisinin dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce yapılmış olması gerekmektedir. Ancak süreye ilişkin bu düzenlemenin gerekli olmadığı kanısındayız. ARAS düzenlemenin gerekçesini hâkimin iş yükünü azaltmak olarak açıklasa da  kanımızca hangi aşamada olursa olsun Av. Kan m. 35/A uyarınca uzlaşma önerisi yapılmış ve neticede de uzlaşma sağlanmış olması hâkimin iş yükünü azaltıcı niteliktedir. Önemli olan uzlaşmanın sağlanmasıdır. Duruşmalar başladıktan sonra uzlaşma önerisi yapılsa ve neticesinde de uzlaşma sağlansa bunun kime ne zararı vardır? Bu itibarla zaman açısından getirilen bu sınırlama kanımızca gereksiz olmuştur.

Yasadaki süreye ilişkin bu düzenleme nedeniyle uyuşmazlığın yargıya intikali ve duruşmaların başlamasından sonraki aşamada taraf ve vekillerinin uyuşmazlık konuları üzerinde uzlaşmaları mahkeme içi sulh olarak kabul edilmesi ve bu sulh çerçevesinde uyuşmazlığın bir kararla sona erdirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.  Ancak taraflar ve vekillerinin derdest davayı takip etmeyip müracaata bırakılmasını ve neticede de açılmamış sayılmasına karar verilmesini (HUMK m. 409) temin ettikten sonra Av. Kan. m. 35/A uyarınca uzlaşma tutanağı tanzim edip birlikte imza altına alarak uyuşmazlığı sona erdirmelerinde de yasal bir mani olmasa gerektir.

Kanımızca olması gereken hukuk açısından hiçbir katkısı olmadığı açıklanan süre yönündeki bu sınırlamanın kaldırılması yerinde olur kanısındayız.

 


B. AVUKATLARIN UZLAŞMA SAĞLAMA USULÜ

1. Uzlaşma Önerisinde Bulunma

Av. Kan. m. 35/A uyarınca uzlaşma sürecinin başlayabilmesi için karşı tarafa bu konuda uzlaşma önerisinde bulunulması gerekmektedir. Avukatlık Kanununda bu önerinin yalnızca avukat tarafından yapılmasına imkan verilmemekte çağrının müvekkil ile birlikte yapılmasını öngörmektedir. HUMK m. 63’te avukatın sulh yapabilmesi için vekâletnamede özel yetkisinin bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Ancak uzlaşma veya uzlaşma çağrısı zaten müvekkil ile birlikte yapıldığı için avukatın vekâletnamesinde sulh yetkisinin bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur.   
Av. Kan’da karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilir denmişken Av. Kan. Yön.’de karşı tarafa ve karşı taraf vekillerine yönelttikleri uzlaşma daveti ifadesi kullanılmıştır. Uzlaşamaya çağrı usulü hakkında başka bir düzenleme yoktur. Bu sebeple çağrının şekli ve niteliği ile ilgili ayrıntıların önemsenmediği sonucuna varılmalıdır. Av. Kan. Yön. m. 16/4’te önerinin kabulü halinde, uzlaşma önerisinde bulunan avukatın uzlaşma müzakerelerinin yapılacağı yeri ve zamanı karşı tarafa bildireceği de hüküm altına alınmıştır. Uzlaşma daveti ile birlikte taraflar arasında görüşülecek konunun temel hususlarının da belirlenmesinin uzlaşmanın başarısına katkı sağlayacağı muhakkaktır.  

2. Uzlaşma Önerisine Cevap

Usulüne uygun uzlaşma davetine muhatap olan taraf daveti kabul ederse uzlaşma görüşmeleri başlayacaktır. ARAS avukatın müvekkili ile birlikte çağrı yapacağını açıkça düzenlemesine karşın, karşı tarafın avukatının bulunup bulunmayacağını konusunda açıklık bulunmadığından yola çıkarak ve karşı tarafın avukatı yoksa onu avukat tutmaya zorlamamak gerektiğinden bahsederek karşı tarafın bizzat uzlaşma görüşmelerine katılabileceği kanısındadır. Ancak bu görüşe katılmamız mümkün değildir. Bir kere uzlaşama tutanağının “avukatlar” ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınacağı kanunda açıkça hüküm altına alınmıştır. Yasadaki “avukatlar” tabirini görmezden gelmek mümkün değildir. Diğer taraftan uzlaşma usulü Av. Kan.’da düzenlenmiştir. Av. Kan ise avukatlık mesleği ile ilgili özel düzenlemelerin yer aldığı bir yasa olduğunda kuşku yoktur. Bu doğrultuda avukatlar aracılığıyla uzlaşma sağlama yetkisi düzenlemiştir. Bu sebeple her iki tarafın avukatı olması halinde geçerliliği mümkün olan bir düzenleme olduğunda şüphe edilmemelidir. Ayrıca uzlaşma önerisinde bulunan taraf vekili avukatın tarafsız olduğu da ileri sürülemez. Av. Kan. m. 35/A’da da avukata bu yönde bir yükümlülük yüklenmemişir. Uzlaşma görüşmelerini uzlaşma önerisinin muhatabı karşı tarafın avukatsız sürdürmesinin kabulü halinde yeterli hukuki yardımı almaması sebebiyle uzlaşma önerisine muhatap olan karşı taraf aleyhine olumsuz sonuçlar doğabilir. Nihayet uzlaşma önerisi imzalandığında da telafisi güç ya da imkansız zararların doğmasına sebep olunabilir. Bu sebeple kanımızca uzlaşma görüşmelerinin de mutlaka her iki taraf vekillerinin nezaretinde sürdürülmesinin gerektiği sonucu yasanın lafzına da ruhuna da uygun olacaktır.


3. Uzlaşma Görüşmeleri

Av. Kan Yön. m. 16/5 “uzlaştırma müzakereleri, aksi kararlaştırılmadıkça yalnızca uzlaşmazlığın taraflarının ve avukatlarının katılımıyla gerçekleştirilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Yönetmelik hükmünden tarafların ve avukatlarının gıyabında da uzlaştırma müzakerelerinin gerçekleştirilebileceğinin kararlaştırılabileceği sonucuna varılmmalıdır. Yönetmelikte anlatılmak istenen tarafların ve avukatların yanında teknik elemanların, tanıkların, uzmanların vs. Gibiuzlaşıya katkı sağlayacağı umulan kişilerin de katılabileceğinin kararlaştırılabileceği şeklinde anlaşılması gerekir.

Av. Kan Yön. m. 16/6 “Uzlaşma müzakereleri sırasında taraflarca veya avukatlarınca yapılan beyan ve ikrarlar, uzlaşmanın sağlanamaması halinde geçerli olmayıp, uzlaşma konusuyla ilgili olarak açılmış ve daha sonra açılacak davalarda taraflar aleyhine delil olarak kullanılamaz. Uzlaşma müzakereleri esnasında anlaşmazlık konusunda beyan edilen hususlar taraflarca ve avukatlarınca hiçbir şekilde açıklanamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Uzlaşma müzakerelerinin gizliliği ile ilgili bu hükümler uyuşmazlığın taraflarının cesaretle uzlaşabilmeleri önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik düzenlemelerdir. Uzlaşma müzakerelerinde taraflarca bildirilen beyanlar veya ikrarlarla sınırlı olmak üzere adeta aleyhe delil yasağı getirilmiştir. Gerçekten de müzakereler sırasındaki beyan ve ikrarların daha sonra davada delil olarak kullanılmasına imkan verilmiş olsaydı taraflara sürdürülebilir görüşme imkanı tanınmamış olurdu. Yönetmelik m. 16/6 hükmü ile uzlaşma müzakerelerine etkinlik sağlanmak istenmiştir denebilir.

Uzlaşma müzakerelerini ne kadar süreceği ile ilgili bir sınırlama yoktur. Müzakereler uyuşmazlığın niteliğine ve tarafların çabasına bağlı olarak uzlaşılana veya uzlaşmaya varılamayacağının anlaşılmasına kadar sürecektir.   

4. Uzlaşma Tutanağı ve Kapsamı

 Uzlaşma müzakereleri sonunda anlaşma sağlanması halinde uzlaşma konusu ve uzlaşma sonucunda alınan kararlar bir tutanakla tespit edilir ve imza altına alınır Hazırlanan bu tutanağa uzlaşma tutanağı denir.  Av. Kan. Yön. m. 17/2 uyarınca uzlaşma tutanağının şu hususları içermesi gerekir:

“a) Müzakerelere katılan avukatların adı, soyadı, adres ve bağlı oldukları Baro sicil numaraları, 
  
b) Tutanağın düzenlendiği yer ve tarih, 
  
c) Tarafların ve varsa kanuni temsilcilerinin, tercüman, tanık ve bilirkişilerin kimlik ve ikametgahları; alacaklı taraf yabancı ülkede oturuyorsa Türkiye’de göstereceği ikametgahı, 
  
d) Taraflar arasındaki uyuşmazlığın kısa ve özlü bir şekilde anlatılması ve uzlaşmanın konusu, 
  
e) Uzlaşma sonunda varılan anlaşma, 
  
f) Uzlaşma müzakerelerine katılan tarafların ve avukatların imzaları.” 
  
 Uzlaşma sonucu kısmında, uyuşmazlığın ne şekilde çözüldüğünün tereddüte yer bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Buna göre uzlaşma giderlerinin, uzlaşma dava açıldıktan sonra yapılmışsa, yargılama harç ve giderlerinin paylaştırma şeklinin, tarafların talep sonuçlarından her biri hakkında verilen karar ile taraflara yüklenen borçların ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir(Av. Kan. Yön. m. 17/3). Uzlaşma tutanağının aslı, tutanağı düzenleyen avukat ya da avukatlarda kalır ve örneği taraflara verilir(Av. Kan. Yön. m. 17/son).

 Av. Kan ve Av. Kan. Yön.de belirtilen unsurları ihtiva atmeyen uzlaşma tutanağının ilam nitelğinden bahse imkan yoktur. Bu haliyle ancak tutanağın mahkeme dışı sulh olarak kabulü mümkün olabilir. Av. Kan. ve Av. Kan. Yön.’de uzlaşma tutanağının muhtevası genel hatlarıyla belirlenmiştir. Uzlaşma tutanağının muhtevasının belirlenmesi konusunda mahkeme kararlarının şekli hakkındaki düzenlemelerin yer aldığı HUMK m. 388’den faydalınılması mümkündür. HUMK m. 388’e göre karar aşağıdaki hususları kapsar:

“1. Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği,

2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri,

3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep,

4. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi,

5. Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları,

 Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”

 Av. Kan. 35/A ile Av. Kan. Yön. m. 16-17 düzenlemeleri yeterli olmadığından uzlaşma tutanağının muhtevası çıkarılacak bir yönetmelikle daha somutlaştırılması ve daha ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesi yerinde olur kanısındayız.


5. Uzlaşma Tutanağının Hukuki Niteliği

    Müzakereler sonucunda hazırlanan uzlaşma tutanağı ihtilafı kesin olarak ortadan kaldıran bir belge olması itibariyle ilam niteliğinde belge sayılmıştır. Av. Kan 35/A’da bu tutanaklar “İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir.” şeklinde ifade edilmiştir. İİK m. 38’de ise ilam niteliğini haiz belgeler düzenlenmiştir: “Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar, kabuller ve para borcu ikrarını havi re'sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir. Bu maddedeki icra kefaletleri müteselsil kefalet hükmündedir.” Bu durumda kökeni itibariyle bir özel hukuk sözleşmesi olan uzlaşma tutanağı  Av. Kan. 35/A gereği tarafları bağlayan bir mahkeme ilamı haline gelir. Uzlaşma tutanağının usulüne uygun şekilde tanzim edilip taraf ve vekilleri tarafından imzalanmasından sonra caymak da mümkün olmaz. Ancak uzlaşma tutanağının hata hile ve ikrah gibi nedenlerle iptali istenebilir.

 Alternatif çözüm yollarının en belirgin özelliklerinden biri de hiç kuşkusuz ulaşılan çözümün tarafları bağlayıcı olmamasıdır. Ancak Av. Kan 35/A ile getirilen uzlaşma usulünde uzlaşma tutanağına bağlanan ilam niteliği onu diğer alternatif çözüm yollarından önemli bir farklılık getirmektedir. Bu hüküm son derece isabetli olup taraflar ve vekillerinin birlikte ulaştıkları çözümü kalıcı kılan bir düzenleme olmuştur. Bu durumda uzlaşma tutanağındaki yükümlülüğü yerine getirmeyen taraf aleyhine uzlaşma tutanağı dayanak gösterilerek doğrudan ilamlı icra yolu ile takip yapılabilecektir.

C. UYGULAMADAKİ SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Ülkemizde uyuşmazlıkların ne kadarının Av. Kan m. 35/A’da öngörülen uzlaşma tutanağı ile çözümlendiği konusunda bir kayıt ya da istatistik tutulmamaktadır. Bu sebeple Av. Kan. m. 35/A uygulaması hakkında peşinen bir hükme varılması doğru gözükmemektedir. Ancak 2001 yılından beri yürürlükte olan Av. Kan. m. 35/A maddesi uygulamasına pek rastlanmadığı da bilinen bir gerçektir. Aşağıda uygulanmama sebepleri ile etkin uygulamaya kavuşması için çözüm yolları üzerinde durulacaktır.

 
1. Avukatlar Aracılığıyla Uzlaşmanın Etkin Uygulanmama Sebepleri

Avukata danışmak ek maliyet getirdiğinden uyuşmazlığın avukat önüne getirilmesi son çare olarak görülmektedir. Bir başka deyişle yapılacak hiçbir şeyin kalmadığı aşamada avukata danışılmaktadır. Hâlbuki uyuşmazlığın başlangıcında avukata danışılmış olsa uzlaşma imkânının çok daha fazla olacağında kuşku yoktur. Uyuşmazlığın ilk aşaması ile uyuşmazlığın doruğa çıktığı aşamalar uzlaşmaya yakınlık itibariyle birbirlerinden farklıdır. Maalesef uyuşmazlığın ilk işaretleri görüldüğünde taraflar hukuki bilgisi ve uzmanlığı olan avukatlara başvurmayı düşünmemektedir. Her ne kadar tarafların ek maliyet endişesi doğru ise de; uyuşmazlığın içinden çıkılmaz bir hal alarak uzlaşma ihtimali kalmaması durumunda veya mahkemeye müracaat edilse dahi yargılamanın uzun sürmesi ve diğer yargılama giderleri vs sebeplerle daha fazla maliyete katlanılması ihtimal dahilindedir.


Uzlaşmanın etkin olmamasının bir diğer sebebi ise tarafların uzlaşma yerine karşı tarafı cezalandırma hissine kapılmalarıdır.  Gerçekten de haksızlığa uğradığını düşünen uyuşmazlığın çözümünün nihai hedef olduğunu unutup karşı tarafın en fazla nasıl zarara uğratacağının peşine düşmektedir.

Uyuşmazlığın taraflarının bir araya getirilmesindeki güçlük de uzlaşmaya başvurulmama sebeplerinden biri olsa gerektir. Taraflar bir taraftan mevcut konumlarını korumak düşüncesiyle diğer taraftan da uyuşmazlığa gelinen süreçte yaşanan yıpranmışlıkla karşı tarafla bırakın müzakere etmeyi karşı karşıya dahi gelmeyi düşünmemektedir. Bu duygunun ağır bastığı bir atmosferde tarafların sürdürülebilir bir müzakereyi yürütmelerindeki zorluk tahmin edilebilir.

Avukatların uzlaşmaya bakış açısı da Av. Kan m. 35/A’nın yeterli uygulanmama sebeplerinden diğeridir. Aldığı hukuk eğitiminin her aşamasında aşılanan kazanmak-kaybetmek duygusu uyuşmazlığın uzlaşma ile çözümlenmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olan avukatın uzlaşma sağlama yetkisinde ise olması gereken prensip kazan-kazan prensibidir.  ARAS’a göre kazan-kazan prensibinde tarafların haklılığından ziyade taraflar arsındaki menfaatler dengesi yeniden kurulup gözetilmeli bir başka deyişle uyuşmazlığın geçmişini değil geleceğini gözeten bir anlayış hakim olmalıdır.  Bu itibarla taraf vekillerinin müzakere teknikleri doğrultusunda donatılması son derece önemlidir. Av. Kan. Yön. m. 16’daki avukatların uzlaşma müzakereleri sırasında taraflara hukuki durumları hakkında bilgi vereceği, çözüm önerilerinde bulunacağı ve uzlaşmaları konusunda tarafları teşvik edeceği şeklindeki hükümler de avukatların uzlaşma müzakerelerindeki rolünü ortaya koymaktadır. Ancak avukatlar uzlaşma teknikleri konusunda yeterince donatılmazlarsa özellikle uzlaşma konusunda tarafları teşvik etme ve çözüm önerilerinde bulunma gibi görevleri yerine getirmeleri mümkün olmaz. 

Uyuşmazlığın dava yerine uzlaşma ile çözümlenmesinin avukatlık ücretini olumsuz etkilemesi de avukatların uzlaşma sağlama yetkisini kullanmamalarının en büyük engellerinden biridir. Avukat ile vekil eden arasında yapılan avukatlık ücreti sözleşmesine göre uyuşmazlığın daha sonra uzlaşı yoluyla çözümlenmesi halinde daha az vekâlet ücreti kararlaştırılmış olması halinde beklediği kazancı elde edemeyeceği düşüncesiyle avukatın uzlaşıya sıcak bakmayabilir. Ayrıca kazanılan bir dava neticesinde elde edilecek yasal karşı taraf vekâlet ücreti dahi avukatın uzlaşma konusundaki tavrını şekillendirmektedir.

 
2. Avukatlar Aracılığıyla Uzlaşmanın Etkin Uygulamaya Kavuşması İçin Çözüm Önerileri


Hukukumuzda alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri olarak kabul edilen ve Av. Kan m. 35/A’da açıkça düzenlenen avukatın uzlaşma sağlama yetkisi maalesef uyuşmazlıkların çözümünde etkin olarak kullanım araçlarına henüz kavuşturulmamıştır. Kanımızca bu hususta alınması gereken önlemler ve yerine getirilmesi gereken bazı hususlar vardır.

Öncelikle üzerinde durulması gereken alternatif çözüm yollarının hukuk müfredatına girmesi ve alternatif çözüm yollarına hukuk eğitiminde gereken önemin verilmesidir. Bu konuda özendirici çalışmalar yapılmalı ve yeni yetişen hukukçulara uyuşmazlığın alternatif çözüm yolları ile çözümlenmesi hususunun faydaları öğretilmelidir.

Alternatif çözüm yollarına sadece hukuk müfredatlarında yer verilmesi tek başına yeterli olmaz. Bunun yanında avukatlık meslek içi eğitimlere ağırlık verilmelidir. Bu kapsamda barolar yürüttükleri avukat staj programlarında avukat stajyerlerine alternatif çözüm yolları ve müzakere teknikleri konusunda uygulamalı çalışmalar yaptırmalıdırlar. Yine bu kapsamda düzenlenecek konferans, panel, seminer, çalışma grupları vs. etkinliklerle hem genel olarak alternatif çözüm yolları hem de Av. Kan. m. 35/A’daki uzlaşma sağlama yetkisinin tanıtılması ve örnek uzlaşma tutanaklarının geliştirilmesi ve bu konuda aydınlatıcı basılı materyelin dağıtılması gerekmektedir.

Avukatlık ücreti sözleşmelerinin uyuşmazlığın uzlaşı ile çözümlenmesi halinde avukatlık ücretinde azalma içermeyecek şekilde düzenlenmesi de bir başka çözüm yoludur. Gerçekten de uyuşmazlığın mahkemeye müracaat etmeye gerek kalmadan veya müracaat edilmişse bile mahkemenin hükmüne gerek kalmadan çözümlenmesi her şeyden önce tarafların lehine olan bir durumdur. Tarafların lehine olan ve yargılama sonunda ancak ulaşılabilen bir çözüme daha başlangıçta kavuşulması avukatlık ücretinde bir indirime sebep olmamalıdır. Bu anlayışla düzenlenen avukatlık ücreti sözleşmeleri avukatlar için de uzlaşıyı her zaman cazip hale getirecek ve uzlaşma sağlama yetkilerine başvuru ihtimalini daha da artıracaktır. Diğer taraftan uyuşmazlığın uzlaşı ile çözümlendirilmesi de hiç şüphesiz ücreti hak eden bir çaba ve emektir.

Avukatlık Kanunu 35/A’daki düzenleme daha somut ve kapsamlı bir hale getirilmelidir. Uzlaşma tutanağının içeriği, müzakerelerin gizliliği, geçersiz delile ilişkin düzenlemeler, müzakerelerin devamı sürecinde hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğine yönelik düzenlemeler mutlaka yasada yer almalıdır.


SONUÇ

Bütün ihtilafların mahkemelerce çözümlenmesi arzulanan bir sonuç değildir. Bu sebeple medeni yargıya alternatif teşkil eden çözüm yollarının işlerlik kazandırılması çabaları sürekli gündemde kalmaktadır. Uyuşmazlıkların alternatif çözüm yolu mahkemelerde yürütülen yargı yolu dışında işleyen bir sistem olduğundan adliyelerin ağır iş yükünü hafifletme potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.   


Uyuşmazlıkların alternatif çözüm yollarından biri de Avukatlık Kanununda ve Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Buna göre avukatların kendilerine intikal eden işlerde ve tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konularda uzlaşma sağlanması mümkündür.

Uzlaşma müzakereleri sonunda anlaşma sağlanması halinde uzlaşma konusu ve uzlaşma sonucunda alınan kararlar bir tutanakla tespit edilir ve bu tutanak İcra ve İflas Kanunu anlamında ilam hükmündedir. Bu haliyle avukatın uzlaşma sağlama yetkisine çok önemli bir hukuki sonuç bağlandığı görülmektedir. 

Ancak 2001 yılından beri Avukatlık Kanununda mevcut olan avukatın uzlaşma sağlama yetkisine pek başvurulmadığı da bilinen bir gerçektir. Avukatın uzlaşma sağlama yetkisinin etkin uygulanmama sebepleri üzerinde durulmadan etkin uygulamaya kavuşmak mümkün olamaz.

Avukatın uzlaşma sağlama yetkisi ile ilgili herhangi bir istatistik tutulmadığı gibi bu konuda yeterli çalışma yapılmadığı da bilinen bir gerçektir. Avukatın uzlaşma sağlama yetkisinin etkin uygulama araçlarına kavuşması için yasal değişiklikler yapılması şarttır. Ancak sadece yasal düzenlemeler ile yetinilmesi de çözüm olmaz. Bunun yanında alternatif çözüm yolları ile ilgili konuların hukuk eğitimi müfredatına derhal alınması gerekmektedir. Ayrıca baroların meslek içi eğitim, panel, konferans, seminer gibi etkinliklerle uygulamayı yaygınlaştırması da çözüme katkı sağlayacaktır.  

 

KAYNAKLAR

 

Alangoya, Yavuz  :Tahkimin Niteliği ve Denetlenmesi, İstanbul, 1973
Alangoya/Yıldırım/
ANSAY, Sabri Şakir : Hukuk Yargılama Usulleri, Ankara 1960, 
ARAS, Bahattin :“Avukatlık Kanunu 35/A maddesi uyarınca Avukatların Uzlaşma Sağlama Yetkisi ve Uygulanabilirliği”, Terazi Hukuk Dergisi, S.32, s.130–143
Deren-Yıldırım  : Medeni Usul Esasları, İstanbul 2005
Balcı, Muharrem  : İhtilafların Çözüm Yolları ve Tahkim, İstanbul, 1999
Çalışkan, Yusuf :Uluslar arası Fikri Mülkiyet Hukuku’nda Uyuşmazlık Çözüm Mekanizmaları: WİPO Tahkimi ve Dünya Ticaret Örgütü
GÜNERGÖK, Özcan : Avukatlık Sözleşmesi, Ankara 2003,

GÜNER, Semih  : Avukatlık Hukuku, 2003 
KURU, Baki / ASLAN, 
Ramazan / YILMAZ Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2007
Nevhis Deren-Yıldırım : Milletlerarası Tahkimin Esaslı Sorunları, İstanbul, 2004 
Nomer/Ekşi/Gelgel  : Milletlerarası Tahkim Hukuku, İstanbul, 2008, s.1
Postacıoğlu, İlhan  : Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 1975
SARI, Mehmet :“Tahkime Elverişlilik”, Terazi Hukuk Dergisi, S.32, s,145–172 
ÖZBAY, İbrahim :“Avukatlık Hukukunda Uzlaştırma ve Uzlaştırma Tutanağı’nın İlam Niteliği, AÜHFD, C. VIII, S. 3–4, 2004, S. 104
   
ULUKAPI, Ömer :“Avukatlık Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair 4667 Sayılı Kanunla Getirilen İlam Niteliğinde Belge Üzerine Bir İnceleme” Prof. Dr. Ergun Önen’e Armağan, 
ÜSTÜNDAĞ, Saim  : Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997 

YILMAZ, Ejder  :“Avukatın Uzlaşma Sağlama Yetkisi”, Türkiye Barolar Birliği 75. Yaş Günü İçin Prof. Dr. Baki Kuru Armağanı, Ankara 2004