MEHMET SARI

FİKRİ MÜLKİYET HUKUKUNA İLİŞKİN DAVALARDA TÜRK MAHKEMELERİNİN MİLLETLERARASI YETKİSİ

GİRİŞ

Türk Hukuku fikri mülkiyet hukuku alanındaki çağın gereklerine uygun düzenlemeye 31.12.1995 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasındaki gümrük birliğine ilişkin Gümrük Birliği Kararı ve Karara bağlı fikri, sınaî ve ticari mülkiyetin korunması ile ilgili Ek 8’de gösterilen ve Türkiye’nin mevzuatında yapmayı üstlendiği düzenlemelerin yerine getirilmesi ile kavuşmuştur. Ancak genelde usul hukuku ve milletlerarası hukuka ilişkin kurallar özelde de fikri mülkiyet hakkına ilişkin davalardaki Türk mahkemelerin yetkisi en az fikri mülkiyet haklarının korunması hakkındaki düzenlemeler kadar önemlidir.

Fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin yetkisini incelediğimiz bu çalışmamızın birinci bölümünde milletlerarası yetki kuralları açıklanmıştır. Bu bölümde kısaca açıklanan yetki kurallarına ilişkin kavramlar çalışmanın diğer bölümlerinde sıklıkla kullanıldığından bu bölümlerin anlaşılması için adeta anahtar hükmündedir.

İkinci Bölümde ise önce fikri mülkiyet haklarının konusu ve özellikleri açıklanmış ve hemen akabinde fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalarda Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetki kuralları anlatılmıştır. Daha sonra fikri haklara ilişkin uluslar arası sözleşmeler ve bu sözleşmelerle tesis edilen yetki sisteminin niteliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümün sonunda ise Fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalardaki Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin niteliği incelenmiştir.

Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise yetki sözleşmelerinin Türk mahkemelerinin yetkisi üzerine etkileri anlatılmış ve son değişikliklerden de bahsedilerek fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalarda yetki sözleşmesi akdetme imkânından bahsedilmiştir.

A. MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUKTA YETKİ KURALLARI

 Görev ve yetki kuralları belirli bir davaya aynı yargı kolundaki ilk derece mahkemelerinden hangisinin bakacağını belirler. Yetki ise davaya hangi yerdeki görevli mahkeme tarafından bakılacağını belirtir. Milletlerarası yetki bir davaya hangi devletin mahkemelerinde bakılacağını belirtirken, iç yetki bir davaya belirli bir devletin ülkesi içinde hangi yerdeki mahkemede bakılacağını belirler.   

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun’un (MÖHUK) 12.12.2007 tarihinde Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle 20.05.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, 29.06.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 866. maddesinin ikinci fıkrası ve 05.12.1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 88 inci maddesi yürürlükten kalkmıştır.

 5718 sayılı MÖHUK’UN 40. maddesi “Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.” şeklinde düzenlenmiştir. 5718 sayılı MÖHUK’UN anılan maddesi 2675 sayılı MÖHUK’UN 27. maddesini aynen karşılamaktadır. Buna göre iç hukuktaki yetki kurallarına göre herhangi bir davada Türk Mahkemelerinin yetkisi bulunması halinde aynı mahkeme milletlerarası yetkiyi de haiz olacaktır. Yetkiye ilişkin kurallar genel itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) düzenlenmektedir. Ancak diğer yasalarda veya kanun hükmünde kararnamelerde de yetkiye ilişkin düzenlemelere yer verildiği görülmektedir. İşte mevzuatımızda yer alan yetki kurallarına göre yetkili kılınan Türk Mahkemesi aynı zamanda 5718 sayılı MÖHUK m. 40’ın iç hukuka yaptığı atıf nedeniyle aynı davada milletlerarası yetkiye de sahip olacaktır.

 İç hukukumuzda veya milletlerarası usul hukukunda sıklıkla kullanılan bazı yetki kurallarının niteliği ortaya konmadan Türk Mahkemelerinin fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalardaki milletlerarası yetkisinin anlaşılması mümkün değildir. Bu sebeple öncelikle bu yetki kurallarının ne olduğu anlatılacak ve konumuzla olan ilgisi kurulacaktır.

1. Genel Yetki Kural

Yetki kuralları bütün davalar ve bazı davalar için olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan kural olarak bütün davalar için uygulanan yetki kuralına genel yetkili kuralı ve bu mahkemeye de genel yetkili mahkeme denir. Genel yetkili mahkeme davalının ikametgâhı mahkemesidir. MÖHUK m. 40 uyarınca Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ele alınırken ilk incelenmesi gereken HUMK m. 9’da düzenlenen genel yetki kuralıdır. HUMK m. 9’a göre ise;

“Her dava, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça açıldığı tarihte davalının Türk Kanunu Medenisi gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde görülür.

Davalının ikametgâhı belli değilse, davaya Türkiye'de son defa oturduğu yer mahkemesinde bakılır. Davalı birden fazla ise, dava bunlardan birinin ikametgâhı mahkemesinde açılır. Şu kadar ki, kanunda dava sebebine göre davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belli edilmiş ise, davaya o mahkemede bakılır. Ancak davanın, sırf davalılardan birini kendi mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı belirtiler veya başka delillerle anlaşılırsa mahkeme onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.

Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, davacının ikametgâhı veya eşlerin davadan evvel son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.”

Bu durumda MÖHUK m. 40’ın iç hukuka yaptığı gönderme nedeniyle yabancılık unsuru içeren davalarda gerçek ve tüzel kişiler için “davalının ikametgâhı mahkemesi” aynı zamanda milletlerarası yetkiye de sahiptir. Aynı husus Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında 1968 tarihli Brüksel Anlaşmasının  2. maddesinde ve 1 Mart 2002 tarihinde yürürlüğe girmekle Avrupa Topluluğu’na üye devletler bakımından Brüksel Anlaşmasının yerine geçen 22 Aralık 2000 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Milletlerarası Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine ilişkin 44/2001 sayılı Avrupa Konseyi Tüzüğü’nün 2. maddesinde de genel yetki kuralı olarak düzenlenmiştir. 

29 Mayıs 2000 tarihli Aile Hukuku’na İlişkin Davalar ve Bu Davalarla İlgili Eşlerin Çocuklarına Karşı Sorumluluklarından Doğan Medeni Usul Hukukuna İlişkin İşlemlerde Mahkemelerin Yetkisi ile Tanıma ve Tenfiz Kurallarına İlişkin 1347/2000 sayılı Avrupa Konseyi Tüzüğü’nde ise ikametgâh mahkemesi mutad mesken mahkemesi genel yetkili olarak düzenlenmiştir.    

2. Özel Yetki Kuralı

Genel yetkili mahkemeden başka bazı davalar için başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Bu özel yetkili mahkemeler ilişkin oldukları davalar ile herhangi bir şekilde ilgilidir.  Bazı davalar için belirlenen özel yetki kuralları da MÖHUK m. 40’ın iç hukuka yaptığı atıf nedeniyle aynı zamanda milletlerarası yetkiye sahip bulunmaktadır.

Kural olarak özel yetki düzenlemesi yapılmış olması genel yetki kuralını kaldırmaz.  Özel yetkili mahkeme genel yetkili mahkeme ile birlikte yetkilidir. Daha açık bir deyişle kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları ile kamu düzenine ilişkin olmakla beraber kesin olmayan yetki kuralları genel yetkili mahkemenin yetkisini kaldırmaz.  Bu durumda davacı isterse genel isterse özel yetkili mahkemede davasını açabilir.

3. Münhasır Yetki - Kesin Yetki Kuralı

MÖHUK’ta hangi yetki kuralının milletlerarası yetki bakımından münhasır yetki taşıdığına dair bir hüküm bulunmamaktadır. İç hukuk bakımından kesin yetki kuralı olarak kabul edilen her yetki kuralının milletlerarası usul hukuku bakımından da münhasır yetki niteliği taşımaz.   Milletlerarası usul hukuku bakımından münhasır yetki o davanın mutlaka bir Türk mahkemesinde görülmesi gerektiğini ifade eder. Zaten bu husus MÖHUK m. 53/b’ de “İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.” şeklinde bir tanıma ve tenfiz engeli olarak düzenlenmiştir: HUMK m. 13’teki “Gayrimenkule mütaallik davalar, gayrimenkulün bulunduğu mahal mahkemesinde ikame olunur.” Hüküm Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bakımından münhasır nitelik taşımaktadır. İç hukukumuzda gayrimenkule ilişkin davalarda yetkiyi düzenleyen bu hüküm kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralı iken; milletlerarası yetki bakımından ise münhasır yetki kuralı niteliğindedir.

4. Ülkesellik Prensibi

Fikri mülkiyet haklarında ülkesellik prensibi bu haklarla bunların bulunduğu ülke arasında var olan doğal bağı ifade eder.   Fikri mülkiyet haklarının varlığı, konusu, sona ermesi münhasıran fikri hak üzerinde korumanın talep edildiği ülkenin bir başka deyişle koruma ülkesinin hukuku kurallarına tabiidir. Çünkü bu haklar bağlı olduğu ülkeye sıkı sıkıya bağlıdır. Bir başka deyişle fikri mülkiyet haklarının korunması bakımından evrensellik ilkesi geçerli değildir.  Bu nedenle hak sahibi bir tasarımını hangi ülkede tescil ettirmişse, sadece o ülkede ve o ülkenin mevzuatı çerçevesinde korunur. Fikri hak ile bu hakkın geçerli olduğu ve korunduğu ülke arasındaki bu sıkı ilişki fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalarda da mahkemelerin milletlerarası yetkisine ait kuralların belirlenmesinde önem taşımakta ve fikri hakkın tesciline veya geçerliliğine ilişkin davalarda, tescile tabi fikri hakkın korunduğu ülke mahkemelerine münhasır yetki tanımaktadır.  

B. FİKRİ HAKLARDA TÜRK MAHKEMESİNİN MİLLETLERARASI YETKİSİ
 

1. Fikri Mülkiyet Haklarının Konusu ve Özellikleri

 Bazen fikri mülkiyet, bazen fikri ve sınaî mülkiyet bazen de fikri sinai ve ticari mülkiyet olarak ifade edilen kavramlar anlam ve kapsamları aynıdır. Anılan kavramlar bilgisayar programları ile veri tabanlarını da içeren fikir ve sanat eserlerini, patentleri, markaları, faydalı modelleri, tasarımları, coğrafi adlar ile işaretleri, çipleri ve dijital iletişimleri içermekte kapsamakta ve bunların hepsini birden ifade etmektedir. 

 Fikri mülkiyet hakları insan beyninin ve becerisinin ürünü olan gayri maddi mallar üzerindeki mutlak hâkimiyeti ifade eder.  Fikri mülkiyet hakları özel hukuka ilişkin haklardandır. Hakkın konusu olan gayri maddi mallar sınırsız olarak her yerde bulunabilirler. Maddi ve manevi menfaat sağlama niteliğini de haiz fikri mülkiyet hakları mutlak haklar kategorisinde olduğundan herkese karşı ileri sürülebilir. 

  Buna göre buluşlar, endüstriyel tasarımlar, coğrafi işaretler, markalar, telif hakları, çipler (yarı iletken ürün topografyaları) fikri mülkiyet hakları alanına giren konulardır. Türk hukuk mevzuatında buluşlar 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile, markalar 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile, endüstriyel tasarımlar 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile, coğrafi işaretler 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile ve telif hakları da 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır.
Fikri mülkiyet hukukunda alanında en çok karşılaşılan uyuşmazlık türü taraflar arasında var olan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklardır.  Ancak uyuşmazlık sadece sözleşme tarafları arasında doğmamakta; fikri mülkiyet hakkının ihlal edildiğine veya fikri mülkiyet hakkının sahipliğine ilişkin akit dışı uyuşmazlıklar da olmaktadır. 
   
2. Fikri Haklarda Türk Mahkemelerinin Yetkisi

Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini belirleyen kurallar 5718 sayılı MÖHUK’UN 40–46 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi MÖHUK Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini belirlerken iç hukukun yetki kurallarına atıf yapmıştır. Buna göre HUMK, MK veya diğer kanun ve KHK’lerdeki yetki kurallarına göre yetkili olan Türk mahkemesi aynı zamanda milletlerarası yetkiye de sahip olacaktır. İç hukukun yer itibariyle yetki kaideleri milletlerarası yetki kaideleri olarak da görev gördüğüne göre milletlerarası yetkinin varlığı yer itibariyle yetkili mahkemenin bulunmasına bağlanmış olmaktadır.  Bir başka deyişle Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre belirlenir. 

  5718 sayılı MÖHUK Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini belirlerken 40. maddede yaptığı gönderme ile yetinmemiş; Türklerin kişi hâllerine ilişkin davalar (m. 41), yabancıların kişi hâllerine ilişkin davalar (m. 42), miras davaları (m. 43), iş sözleşmesi ve iş ilişkisi davaları (m. 44), Tüketici sözleşmesine ilişkin davalar (m. 45) ve sigorta sözleşmesine ilişkin davalarda da Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini ayrıca düzenlemiştir.

  Bu sistemde MÖHUK milletlerarası yetkinin ülke içi yetki kurallarına göre belirlenmesinin yarattığı sorunları ortadan kaldırmak için iç hukukun yetki kurallarının yanında milletlerarası yetkiye ilişkin tamamlayıcı nitelikte kurallar koyarak karma nitelikli bir yetki sistemini benimsemiştir. 

  Çalışmamızın konusunu oluşturan fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalarda Türk Mahkemelerinin yetkisine ilişkin özel yetki kurallarının kabul edildiğini görmekteyiz. 31 Aralık 1995 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasındaki gümrük birliğine ilişkin Gümrük Birliği Kararı ve Karara Bağlı fikri, sınai ve ticari mülkiyetin korunması ile ilgili EK 8’de gösterilen ve Türkiye’nin yapmayı üstlendiği yasal değişiklikler Türkiye’yi fikri hukuk alanında çağın gereklerine paralel düzenlemeye kavuşturmuştur. Bu yükümlülükler gereği patent haklarının korunması için 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, marka haklarının korunması için 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, endüstriyel tasarımların korunması için 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve coğrafi işaretlerin korunması için de 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kabul edilmiştir. Telif haklarının korunması için ise 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda 4110 sayılı ve 4630 sayılı kanunlarla değişiklikler yapılmıştır.    

Pat. KHK m. 137/1’de patentten doğan hakkı tecavüze uğrayan patent sahibinin, mahkemeden, hangi taleplerde bulunabileceği düzenlenmiştir. Anılan maddenin devam eden fıkralarında ise patent hakkına ilişkin davalarında mahkemelerin yetkisine ilişkin düzenlemeler yer almıştır. Pat. KHK m. 137’ye göre;

“Patent sahibi tarafından üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının ikametgâhının olduğu veya suçun işlendiği veya tecavüz fiilinin etkilerinin görüldüğü yerdeki mahkemedir.

Davacının Türkiye'de ikamet etmemesi halinde, yetkili mahkeme sicilde kayıtlı patent vekilinin iş yerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmiş ise, Enstitü merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir.

Üçüncü kişiler tarafından patent başvurusu veya patent sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalının ikametgâhının bulunduğu yerdeki mahkemedir. Patent başvurusu veya patent sahibinin Türkiye'de ikamet etmemesi halinde bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.”

Marka hakkına ilişkin davalarda mahkemenin yetkisi Mar. KHK m. 63’te düzenlenmiştir. Mar. KHK m. 63’e göre;

“Marka sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının ikametgâhının olduğu veya suçun işlendiği veya tecavüz fiilinin etkilerinin görüldüğü yerdeki mahkemedir.

“Davacının Türkiye'de ikamet etmemesi halinde, yetkili mahkeme, sicilde kayıtlı vekilin iş yerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmiş ise, Enstitünün merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir.

“Üçüncü kişiler tarafından marka başvurusu veya marka sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalının ikametgâhının bulunduğu yerdeki mahkemedir. Marka başvurusu veya marka sahibinin Türkiye'de ikamet etmemesi halinde, ikinci fıkra hükmü uygulanır.

“Birden fazla mahkemenin yetkili olduğu durumda, yetkili mahkeme, ilk davanın açıldığı mahkemedir.”


End. Tas. KHK m. 49/1’de tasarımdan doğan hakları tecavüze uğrayan tasarım hakkı sahibinin, mahkemeden, hangi taleplerde bulunabileceği düzenlenmiştir. Anılan maddenin devam eden fıkralarında ise tasarım hakkına ilişkin davalarında mahkemelerin yetkisine ilişkin düzenlemeler yer almıştır. End. Tas. KHK m. 49’a göre;

“Tasarım hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının ikametgâhının olduğu veya fiilin işlendiği veya tecavüz fiilinin etkilerinin görüldüğü yerdeki mahkemedir.

Davacının Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olmaması halinde, yetkili mahkeme, sicilde kayıtlı vekilin iş yerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmiş ise, Enstitü merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir.

Üçüncü kişiler tarafından tasarım başvurusu veya tasarım belgesi sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalının ikametgâhının bulunduğu yerdeki mahkemedir. Tasarım başvurusu veya tasarım belgesi sahibinin Türkiye'de ikamet etmemesi halinde, bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.

Birden fazla mahkemenin yetkili olduğu durumda, yetkili mahkeme, ilk davanın açıldığı mahkemedir.”

Coğ. İş. KHK m. 25/1’de coğrafi işaretten doğan hakları tecavüze uğrayan coğrafi işaret hakkı sahibinin, mahkemeden, hangi taleplerde bulunabileceği düzenlenmiştir. Anılan maddenin devam eden fıkralarında ise patent hakkına ilişkin davalarında mahkemelerin yetkisine ilişkin düzenlemeler yer almıştır. Coğ. İş. KHK m. 25’e göre;

“Coğrafi işaret hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, coğrafi işaretin ilgili olduğu yer mahkemeleri veya davacının ikametgâhının olduğu veya suçun işlendiği veya tecavüz fiilinin etkilerinin görüldüğü yerdeki mahkemedir.

Davacının Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda olmaması halinde, yetkili mahkeme, sicilde kayıtlı vekilin iş yerinin bulunduğu yerdeki ve eğer vekillik kaydı silinmiş ise, Enstitü merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemedir.

Üçüncü kişiler tarafından coğrafi işaret başvurusu veya coğrafi işaret belgesi sahibi aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalının ikametgâhının bulunduğu yerdeki mahkemedir. Coğrafi işaret başvurusu veya coğrafi işaret hakkı sahibinin Türkiye'de ikamet etmemesi halinde, bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.

Birden fazla mahkemenin yetkili olduğu durumda, yetkili mahkeme, ilk davanın açıldığı mahkemedir.”

Bahse konu KHK’lerde yetki hükümlerinin birbirine paralel düzenlendiği görülmektedir. Sadece Coğ. İş. KHK m. 25/3’te bir farklılık göze çarpmaktadır. Buna göre “coğrafi işaretin ilgili olduğu yer mahkemeleri” de yetkili mahkeme olarak zikredilmiştir. Coğ. İş. KHK’de coğrafi işaretin ilgili olduğu yer mahkemelerinin davacının ikametgâhı mahkemesinden dahi önce zikredilmesi dikkat çekicidir. Diğer taraftan coğrafi işaretin ilgili olduğu yer mahkemesine yetki tanınması hakkın niteliğine de uygun düşmüştür.      

Yukarıya alıntı yaptığımız KHK’lerde birbirine paralel şekilde hüküm altına alınan yetki kurallarına göre yetkili kılınan Türk mahkemeleri MÖHUK m. 40 uyarınca aynı davada milletlerarası yetkiyi de haizdir.

Buna karşılık telif haklarında mahkemelerin yetkisi konusu biraz farklılık arz etmektedir. Bilindiği gibi telif hakları patent, marka, endüstriyel tasarım ve coğrafi işaret gibi herhangi bir devletin resmi siciline kayıtlı veya bağlı olmaksızın doğmaktadır. Telif haklarının tescile tabi diğer fikri mülkiyet haklarından farklı bu niteliği bahse konu KHK’lerden farklı yetki hükümlerine tabi kılınmaları sonucunu doğurmuştur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) m. 66’de özel yetkili mahkeme düzenlenmiştir. FSEK m. 66/5’e göre “Eser sahibi, ikamet ettiği yerde de tecavüzün ref'i ve men davası açabilir.”

       FSEK m. 66/5’in “tecavüzün ref'i” ve “tecavüzün meni” davalarında hakkı tecavüze uğrayan eser sahibine kolaylık olması amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Zira FSEK m. 66/5 HUMK m. 9 uyarınca yetki kazanan genel yetkili mahkemenin yani davalının ikametgâhı mahkemesinin yetkisini bertaraf etmemektedir. Yani FSEK m. 66/5 genel yetki hükmü olan HUMK m.9 yanında özel yetki tanıyan bir hüküm olup davacı olan eser sahibi ister kendi ikametgâhı mahkemesinde isterse de davalının ikametgâhı mahkemesinde açabilir. Hiç şüphe yok ki FSEK m. 66/5’teki özel yetki veya HUMK’daki diğer özel ve genel yetki düzenlemelerine göre yetki kazanan Türk mahkemeleri MÖHUK m. 40 uyarınca aynı zamanda milletlerarası yetkiyi de haiz olacaktır.     
 
3. Fikri Haklarla İlgili Uluslararası Sözleşmeler

a. Brüksel Anlaşması

Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında Brüksel Anlaşması Avrupa Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının 220. maddesinin hayata geçirilmesi çabasının bir ürünü olup 1968 yılında imzalanmıştır. Brüksel Anlaşmasının değişik maddelerinde genel ve özel yetki kurallarının düzenlendiği göze çarpmaktadır.  Brüksel Anlaşması genel ve özel yetkili mahkemeler dışında münhasır yetkili mahkemeler de tesis etmiştir. Brüksel Anlaşması fikri hakların tesciline ve geçerliliğine ilişkin davalar bakımından m. 16/4’te düzenlediği münhasır yetkili mahkeme dışında fikri haklar bakımından başka herhangi bir yetki kuralı getirmemiştir. Brüksel Anlaşması m. 16/4’e göre; “Konusu, tevdii veya tescili gereken patentlerin markaların veya model veya diğer benzer hakların tescili veya geçerliliği olan davalarda, tevdiin veya tescilin talep edildiği veya yapıldığı veya milletlerarası bir anlaşma gereğince yapılmış kabul edildiği akit devletlerin mahkemeleri münhasıran yetkilidir.”  Bu durumda fikri hakların ihlaline ilişkin diğer davalarda mahkemelerin yetkisi Brüksel Anlaşmasının diğer maddelerinde düzenlenen genel ve özel yetki kurallarına göre belirlenecektir. Burada altı çizilmesi gereken nokta Brüksel Anlaşmasında çalışmamızın “Fikri Haklarda Türk Mahkemelerinin Yetkisi” bölümü altında incelediğimiz KHK’lerde düzenlenen yetki hükümlerinden farklı olarak fikri hakların ihlaline ilişkin davalarla fikri hakların hükümsüzlüğüne ilişkin davaların bir arada düzenlenmemiş olduğudur. Bir başka deyişle Brüksel Anlaşması ile fikri hakların ihlaline ilişkin davalar için ayrı özel bir yetkili mahkeme tayin edilmemiştir.

 


b. Lugano Anlaşması

Lugano Anlaşması Avrupa Serbest Ticaret Birliği’ne taraf olan EFTA Devletleri  ile Avrupa Topluluğu ülkelerini mahkemelerin yetkisi bakımından birbirine bağlayan ve hükümleri bakımından Brüksel Anlaşması ile aynı olan bir anlaşma olup 1988 tarihinde kabul edilerek imzaya açılmıştır.  Lugano Anlaşması da tıpkı Brüksel Anlaşması gibi fikri hakların tesciline veya geçersizliğine ilişkin davalardaki münhasır yetki düzenlemesi dışında özel bir hüküm getirmemiştir. Bu sebeple Brüksel Anlaşmasındaki mahkemelerin yetkisine ilişkin bilgiler Lugano Anlaşması için de aynen geçerlidir.
 
c. Avrupa Konseyi Tüzüğü

Avrupa Konseyi üye devletlerin medeni ve ticari hukuka ilişkin davalarda mahkemelerin yetkisi ile bu konulardaki tanıma ve tenfiz kurallarını 22.12.2000 tarih ve 44/2001 sayılı Medeni ve Ticari Hukuk Davalarında Mahkemelerin Yetkisi ile Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Tüzüğü’nü çıkararak düzenlemiştir. Tüzük üye devletler açısından Brüksel Anlaşmasının yerine geçmek amacıyla kabul edildiğinden üye devletler bakımından medeni ve ticari hukuka ilişkin davalarda mahkemelerin yetkisi işte bu Avrupa Konseyi Tüzüğü hükümlerine göre belirlenecektir. Hemen belirtmek gerekirse Konsey Tüzüğü’nün kapsamı da Brüksel ve Lugano Anlaşmaları ile aynıdır.   
 
d. Avrupa Patent Anlaşması

Avrupa Patent Anlaşması (diğer adıyla Münih anlaşması) 07.10.1977 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anlaşma üye ülkelerde patentlerin tescilinin tek bir prosedürle sağlanması ve verilen patentler için standart kuralların oluşması amacıyla akdedilmiştir.  Sözleşmenin özü Avrupa patenti verilmesi işlemidir. Avrupa patenti verilmesi üye ülkelerde ortak koruma sağlamaz. Avrupa patenti ile sağlanan koruma hakkı buluş sahibinin başvuru dilekçesinde belirttiği üye devlet veya devletlerde geçerlidir. Avrupa patentinin başvuru dilekçesinde belirtilmiş üye devlet veya devletlerde doğurduğu hüküm ve sonuçlar milli patentleri gibi (m.64) olup Avrupa patenti geçerliliği, korunma çevresi ve korunma süresi gibi konularda Avrupa Patent Hukuku’nun bütünlük gösteren hükümlerine tabi olmakla birlikte diğer hususlarda her devletin farklılık gösteren milli düzenlemelerine tabiidir.  Avrupa  Patent Anlaşmasına sadece topluluk üyesi devletler katılmamıştır. Nitekim Türkiye de 27.01.2000 tarih ve 4504 sayılı Kanuna dayanarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan 07.06.2000 tarihli karar ile Avrupa Patent Anlaşması’na katılmıştır.

Avrupa Patent Anlaşması patent başvurusu ve inceleme prosedüründen doğan ihtilafların çözümü için Şikâyet Kurullarını yetkili kılmıştır. Yargı organı niteliğinde güvencelerle donatılan bu kurulların kararlarına karşı başvurulabilecek hukuki bir yol ise bulunmamaktadır. Her ne kadar sınırlı konularda Büyük Şikâyet Kuruluna başvuru hak ve yükümlülüğü var ise de ihtilaf nihayetinde bu kurulların kararına göre kesin çözüme kavuşmaktadır. İşte bu aşamada karşımıza çıkan sorun Avrupa Patent Anlaşmasının kurduğu yargılama sistemi ile Brüksel ve Lugano Anlaşmalarındaki münhasır yetkiye ilişkin hükmün nasıl bağdaştırılacağıdır? Yine  Türkiye de Avrupa patent Anlaşmasına taraf olduğuna göre Avrupa Patent Anlaşmasının Avrupa patentleri hakkında verilen kararlar hususunda yapılan itirazların yargılaması ile Türk mahkemelerinin patent hakkının geçerliliği ve tesciline ilişkin davalardaki münhasır yetkisi nasıl bağdaştırılmalıdır. Bir başka deyişle Avrupa Patenti talebinde bulunulurken patentin geçerli olacağı ülkeler arasında Türkiye’nin de olması halinde Türk mahkemelerinin patent hakkına ilişkin davalardaki yetki sistemi nasıl etkilenecektir.

Yetki sistemi karmaşası akit devletler tarafından ele alınmış ve Avrupa Patent Anlaşmasına eklenen Bir Avrupa Patentinin Hakkı İle İlgili Kararların Yargı Yetkisi ve Tanınması Hakkındaki Protokol’le Avrupa patenti verilmesi hakkı ile ilgili bir takım yetki kuralları getirmiştir. Avrupa Patenti Anlaşmasının ayrılmaz bir parçası olan bu protokol bir Avrupa Patent hakkı sahibinin kim olduğuna ilişkin çıkan uyuşmazlıktaki yetki kurallarını düzenlemekte olup; bu kurallar Brüksel Anlaşması da dâhil olmak üzere yetkiye ilişkin diğer düzenlemelerin yerine geçer.   Bir Avrupa patentinin verilmesinde yetkiye ilişkin itiraz ancak Avrupa patenti verildikten sonra yapılabilir. Avrupa patenti verildikten sonra da Protokol hükümleri diğer milletlerarası anlaşmalardan öncelikli olarak uygulanmaya devam edecektir. Akit devlet mahkemeleri de bir Avrupa patenti verilmesi konusunda yetkili mahkemenin kararını tanımak zorundadır. Nitekim Protokol’ün 9. maddesi “Avrupa patent başvurusunda bir veya daha fazla üye ile ilgili Avrupa Patentinin tescili hakkında, herhangi bir üye devlette verilen nihai kararlar diğer üye ülkelerde özel işlemlere gerek kalmadan tanınacaktır. Ayrıca kararı tanınacak olan mahkemenin yetkisi ve böyle bir kararın geçerli olup olmadığı da gözden geçirilmeyecektir.” şeklinde düzenlenmiştir. Konu Türk mahkemeleri için de aynen geçerlidir. Çünkü Türkiye yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Avrupa Patent Anlaşmasına ve ekli belge olan Bir Avrupa Patentinin Hakkı İle İlgili Kararların Yargı Yetkisi ve Tanınması Hakkındaki Protokol’üne taraftır. Bu durumda bir Avrupa Patenti’nin verilmesine ilişkin davalarda Bir Avrupa Patentinin Hakkı İle İlgili Kararların Yargı Yetkisi ve Tanınması Hakkındaki Protokol hükümleri gereğince belirlenen mahkemenin yetkili olacağı açıktır. Bu açıklamalarımızın tüm fikri mülkiyet hukukuna ait ihtilaflarla ilgili değil sadece Avrupa patenti verilmesi hakkındaki ihtilaflarla sınırlı olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır.

 

 


e. Milletlerarası Sözleşmelerle Tesis Edilen Yetki Sisteminin Niteliği

 Hukuki ve Ticari Konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında Brüksel Anlaşması’nda, EFTA Devletleri ile Avrupa Topluluğu ülkelerinin mahkemelerin yetkisi bakımından birbirine bağlayan Lugano Antlaşması’nda, Medeni ve Ticari Hukuk Davalarında Mahkemelerin Yetkisi ile Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Avrupa Konseyi Tüzüğü’nde ve son olarak Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Patent Antlaşmasında KHK’lerde düzenlenen yetki hükümlerinden farklı olarak fikri mülkiyet haklarının ihlaline ilişkin davalar fikri mülkiyet haklarının hükümsüzlüğüne ilişkin davalarla beraber düzenlenmemiştir. Yani bahsi geçen milletlerarası antlaşmalar ile Avrupa Birliği Tüzüğü’nde fikri mülkiyet haklarının ihlaline ilişkin davalar için ayrı bir özel yetkili mahkeme tesis edilmemiştir. Bahse konu düzenlemelerde sadece fikri hakların tesciline veya geçerliliğine ilişkin davalar için yetkili mahkeme tayin edilmiştir. Bu durumda fikri mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin davalarda mahkemelerin yetkisi diğer yetki hükümlerine göre belirlenecektir.

4. Fikri Mülkiyet Haklarında Türk Mahkemelerinin Yetkisinin Niteliği


 Çalışmamızın “Fikri Haklarda Türk Mahkemelerinin Yetkisi” başlıklı bölümünde yetkiye ilişkin düzenlemelere yer vermiştik. Dikkat edilecek olursa incelemeye tabi tutulan KHK’lerde düzenlenen yetki hükümlerinde fikri hak sahibi ile üçüncü kişiler tarafından açılan davalardaki yetki hususu aynı maddede düzenlenmiştir. Daha açık bir ifadeyle fikri hak sahibinin fikri hakkının üçüncü bir kişi tarafından ihlal edilmesi halinde tecavüzde bulunan üçüncü kişilere karşı açacağı ihlal davalarındaki yetki hükümleri ile bir fikri hak sahibine karşı üçüncü kişiler tarafından fikri hakkın hükümsüz olduğuna ilişkin açılan davalar aynı maddenin içinde düzenlenmiş olmaktadır.  

 

 

a. Fikri Mülkiyet Hakkının İhlaline İlişkin Davalarda


 Bahse konu KHK’lerde fikri mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin davalarda yetkili mahkeme şu şekilde düzenlenmiştir. Fikri mülkiyet hakkı sahibi fikri hakkını ihlal eden üçüncü kişiye karşı davasını kendi ikametgâhı mahkemesinde açabilir. Fikri hakkın ihlali aynı zamanda haksız fiil teşkil ettiğinden dilerse davasını ihlalin gerçekleştiği yer mahkemesinde veya haksız fiil oluşturan ihlalin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesinde de açabilir. Bahse konu KHK’lerde bu mahkeme “suçun işlendiği yer” veya “tecavüz fiilinin etkilerinin görüldüğü yer” olarak ifade edilmektedir.

 Önemle hatırlamak gerekirse KHK’lerde bahsi geçen fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalardaki özel yetkili mahkemeler HUMK m. 9’daki genel yetkili mahkemelerin yetkisini bertaraf etmemektedir. Ancak TEKİNALP fikri mülkiyet hakkı sahibi tarafından üçüncü kişiler aleyhine açılacak davalarda KHK’ler ile kabul edilen yetkili mahkemelerin genel yetki kuralını yani davalının ikametgâhı mahkemesinin yetkisini bertaraf ettiği görüşündedir.   TEKİNALP görüşüne gerekçe olarak bahse konu KHK’lerdeki hükmün “yetkili mahkeme …yerdeki mahkemedir” şeklinde kesin bir ifade kullanılmasını göstermiştir. Ancak genel ve özel yetki kuralları hakkında yaptığımız açıklamalar ışığında bu görüşe katılmamız mümkün değildir. Aksine kanun koyucunun özel yetkili mahkeme tayin etmesiyle sadece fikri mülkiyet hakkı ihlale uğrayan hak sahibi lehine kolaylık getirmeyi amaçladığı düşünmekteyiz. Aksine görüşü destekleyen hukuki ve mantıki bir gerekçe de yoktur. Sadece düzenlemenin lafzından yola çıkarak hukuk usulü yargılama sistemimize aykırı bir sonuca varılamaz.

Buna göre fikri hak sahibi ister kendi ikametgâhı mahkemesinde isterse özel yetkili mahkemelerde bu davasını açabilecektir. KHK’lerle kabul edilen özel yetkili mahkemelerin kabulü sistemi Brüksel ve Lugano Antlaşmaları ile Avrupa Konsey Tüzüğü’nde kabul edilen yetki sistemi ile uyumludur.  Her iki Antlaşmaya ve Tüzüğe göre fikri hakların ihlaline ilişkin davalarda yetkili mahkemeler genel yetki düzenlemesi olan davalının ikametgâhı mahkemesi ile fikri hak ihlalinin haksız fiil teşkil halinde ihlal fiilinin işlendiği yer veya ihlal fiilini sonuçlarının ortaya çıktığı yer mahkemeleri olarak tespit edilmektedir.  

 Kanun koyucu Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil edilerek korunan bir Türk fikri hakkı sahibinin ikametgâhının Türkiye’de bulunamaması halini de nazara alarak bu fikri hak sahibi için de yetkili mahkeme tayin etmiştir. Türkiye’de ikametgâhı bulunmayan fikri hak sahibinin fikri mülkiyet hakkı ihlal edildiği takdirde bu kişi ihlale ilişkin davasını sicilde kayıtlı vekilinin işyerinin bulunduğu yer mahkemesinde de ikame edebilecektir. Kanun koyucu sicilde kayıtlı vekilin sicil kaydının silinmiş olma ihtimalini de nazara alarak bu halde de Türk Patent Enstitüsü’nün merkezinin bulunduğu yer mahkemesini Türkiye’de son bir yetkili mahkeme olarak tayin etmiştir.

 Açıklamalarımız ışığında KHK’lerde üçüncü kişilere karşı açılacak ihlal davalarında Türk fikri hak sahibini korumak ve davasını açmak hususunda kolaylık sağlamak amacıyla muhakkak yetkili bir Türk Mahkemesinin bulunmasının gözetildiği anlaşılmaktadır. Tayin edilen tüm mahkemelerin yetkisi kesin yetki olmayıp; özel yetki niteliğindedir ve HUMK m. 9 veya diğer yetki kurallarına göre yetki kazanan mahkemelerinin yetkisini bertaraf etmez. Bu durumda iç hukukumuzda yetki kazanan tüm mahkemelerin MÖHUK m. 40 uyarınca milletlerarası yetkiye sahip olacağı açıktır. 

Fikri mülkiyet hakkına ilişkin bir dava ile ilgili yetkili Türk mahkemesi var iken davanın yabancı bir devlet mahkemesinde açılması da mümkündür. Bahse konu KHK’lerde muhakkak yetkili bir Türk Mahkemesi’nin bulunmasının gözetildiğinden bahsetmiştik. Ancak bunun fikri mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin davanın mutlaka Türkiye’de açılması gerektiği şeklinde anlaşılmamsı gerektiği ileri sürülmüştür.  Aksi takdirde KHK hükümlerine göre yetki kazanan Türk mahkemesinin yetkisi MÖHUK m. 54/b anlamında münhasır yetkili kabul edilecek ve yabancı devlet mahkemesinde aldığı kararın Türkiye’de tenfizinde sorunlar yaşanacaktır. 

Ayrıca belirtmek gerekirse 5718 sayılı yasanın 54/b maddesi 2675 sayılı eski yasanın 38/b maddesini kısmen karşılamaktadır: “İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması”. 

2675 sayılı yasanın 38/b maddesinde ise “İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması” yeterli görülüyordu. Önceki düzenlemede kendi hukukuna göre dahi yetkisiz olan veya hukuk devleti ilkelerinde kabul edilmiş genel yetki ilkelerine aykırılık taşıyan aşırı yetki kurallarına göre kendini yetkili kabul eden yabancı mahkemelerin verdikleri ilamların da Türkiye’de tanınması ve tenfizi konusu açık kalmıştı. Böylece ihtilafla hiç ilgisi olmayan yabancı mahkemelerin verdikleri ilamlar Türkiye’de tenfiz edilebilirdi. Hukuken sakıncalı olan bu durumun engellenmesi amacıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması” şartı da tanıma ve tenfiz şartı olarak bende eklenmesi yararlı görülmüştür.  

b. Fikri Mülkiyet Hakkının Hükümsüzlüğü’ne İlişkin Davalarda
 
Hükümsüzlük davası, bir eda davası niteliğinde olup, uygulamada bazen iptal veya terkin davası olarak da adlandırılmaktadır. Hükümsüzlük terkini de kapsar.  Fikri Hakkın hükümsüzlüğüne ilişkin davalardaki mahkemenin yetkisi ise bahse konu KHK’lerde fikri hakkın ihlaline ilişkin davalarla aynı madde içinde düzenlenmiştir. Üçüncü kişiler tarafından fikri hak sahibine karşı açılacak fikri mülkiyet hakkının hükümsüzlüğü davasında yetkili mahkeme davalı fikri hak sahibinin ikametgâhı mahkemesi olarak belirlenmiştir. Fikri hak sahibinin Türkiye’de ikamet etmemesi ihtimalini de nazara alan kanun koyucu ihlal davalarındaki yetki hükümlerine atıf yaparak fikri hak sahibinin sicilde kayıtlı vekilinin işyerinin bulunduğu yerdeki mahkemeyi; sicilde kayıtlı vekilin kaydının silinmiş olması ihtimalinde de Türk Patent Enstitüsü’nün merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeyi yetkili kılmıştır.  

Fikri mülkiyet haklarının tesciline ve geçersizliğine ilişkin davalarda mahkemenin yetkisinin münhasır yetki olduğu tereddütsüz kabul edilmektedir. Brüksel ve Lugano Antlaşmaları ile Konsey Tüzüğü’nde de bu mahkemelerin yetkisi münhasır yetki olarak kabul edilmiştir. Gerek fikri hakkın verilmesinin egemenlik gücüne dayanması gerekse de tescil ülkesinin hukuku ile yakın ilgisinin bulunması münhasır yetki tanımasının genel kabul edilen gerekçeleridir.  Nitekim KHK’lerde kabul edilen fikri hakkın hükümsüzlüğüne ilişkin davalarda mahkemenin yetkisine ilişkin hükümler usul hukuku bakımından kesin yetki niteliğindedir. İç hukuk bakımından kesin yetki niteliği taşıyan bu hüküm milletlerarası usul hukuku bakımından da münhasır yetki niteliğindedir. Böylece hem davalı fikri hak sahibini korumak hem de hükümsüzlük davalarında mutlaka yetkili bir Türk Mahkemesi tesis etmek amacı güdülmüştür. Bu durumda Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescil edilerek korunan bir Türk fikri hakkının hükümsüz olduğuna ilişkin bir davanın mutlaka bir Türk mahkemesi nezdinde görülmesi gerektiği sonucuna varabiliriz. Eğer bu dava eğer yabancı bir devlet mahkemesinde açılıp sonuçlandırılmış dahi olsa MÖHUK m. 54/b hükmü gereğince Türkiye’de tenfiz edilemeyecektir.

 

c. Fikri Mülkiyet Hakkına İlişkin Sözleşmelerden Kaynaklanan Davalarda

Fikri mülkiyet hakkına ilişkin sözleşmelerden kaynaklanan davalarda mahkemelerin yetkisine ilişkin özel yetki düzenlemesi yoktur. Bu durumda bir fikri hakkın devrine ilişkin sözleşmeler ile bir fikri hakkın kullanımının devrine lisans sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda mahkemenin yetkisi HUMK’un hükümlerine göre belirlenecektir.   HUMK’un 10. maddesi “Dava, mukavelenin icra olunacağı veyahut müddeialeyh veya vekili dava zamanında orada bulunmak şartıyla akdin vuku bulduğu mahal mahkemesinde de bakılabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. O halde fikri hakka ilişkin sözleşmenin ihlali halinde yetkili mahkeme HUMK’un 10. maddesine göre belirlenecektir. Bu durumda fikri hakka ilişkin sözleşmenin ihlali halinde MÖHUK m. 40 gereği yabancı bir mahkeme de yetkili hale gelebilecektir. 


d. Telif Haklarından Doğan Davalarda

Telif hakları diğer fikri mülkiyet haklarından farklıdır. Telif hakları marka, patent, endüstriyel tasarım ve coğrafi işaret gibi tescile tabi olmadan doğarlar. Bir başka deyişle eser sahibi tarafından yaratılmasıyla birlikte doğarlar. Bu yönüyle kişisellik prensibi telif haklarında diğer fikri mülkiyet haklarına nazaran daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Telif haklarının herhangi bir ülkenin tesciline gerek olmadan doğması bu hakların ülkesellikten çok kişisellik prensibine yaklaşması bu haklara ilişkin davalarda da hiçbir ülkenin mahkemelerinin münhasır yetkisinin olmaması sonucunu doğurmaktadır.

FSEK m. 66/son “Eser sahibi, ikamet ettiği yerde de tecavüzün ref'i ve men davası açabilir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükmün diğer fikri mülkiyet haklarını düzenleyen KHK hükümlerine paralel şekilde eser sahibini korumak ve ona kolaylık sağlamak düşüncesiyle düzenlendiği anlaşılmaktadır. Zaten 66/son fıkrası FSEK’e 07.06.1995 tarih ve 4110 sayılı kanunun 19. maddesi ile eklenmiştir. Anılan hükmün genel yetkili mahkeme yanında ek yetkili mahkeme tayin ettiğinde kuşku yoktur. Yani eser sahibi dilerse davasını ikamet ettiği yer mahkemesinde dilerse de davalının ikametgâhı mahkemesinde açabilir. Ayrıca eser sahibinin haklarına karşı yapılan tecavüzün ortadan kaldırılması amacıyla açılan ref davası bir haksız fiil teşkil eden tecavüzün kaldırılması amacıyla açıldığından dolayı haksız fiilin işlendiği yer mahkemesi de yetki kazanacaktır. Tazminat davalarında ise HUMK’un genel ve özel yetki kuralları uyarınca yetki kazanan mahkemeleri davaya bakacaktır. 

  
C. YETKİ SÖZLEŞMESİ İLE TÜRK MAHKEMELERİNİN YETKİLİ KILINMASI


1. Yetki Sözleşmelerinin İç Hukukumuzda Yeri 

Bir uyuşmazlıkta hangi mahkemelerin yetkili olacağı anayasa hukukunu da ilgilendiren bir konudur. Anayasa m. 142 “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” Şeklinde düzenlenmiştir. Anılan anayasanın hükmü gereği mahkemelerin yetkileri kanunla düzenlenir. HUMK m. 22.’de ise mahkemelerin yetkisinin kamu düzeni esasına göre belirlenmediği durumlarda, tarafların yetki sözleşmesi yapabileceği öngörülmüştür: “Mahkemenin salahiyeti intizamı amme esasına binaen tayin edilmemiş olan hallerde iki taraf bir veya müteaddit muayyen hususa müteallik ihtilaflarının salâhiyettar olmayan mahal mahkemesinde görülmesini tahriren mukavele edebilirler. Bu halde işbu mahal mahkemesi o davaya bakmaktan imtina edemez.” Aslında yetki sözleşmesi tarafların kanunen yetkili olmayan bir mahkemeyi yetkili kılmak için yaptıkları bir usul hukuku sözleşmesidir.

2. Yetki Sözleşmelerinin Milletlerarası Usul Hukukumuzdaki Yeri

 Genel olarak yetki sözleşmesi tarafların iradi olarak ihtilafların çözümleneceği mahkemeyi seçebilme imkânlarını ifade eder. Yetki sözleşmeleri ile milletlerarası yetkisi mevcut olmayan Türk mahkemeleri yetkili kılınabileceği gibi; yetkili Türk mahkemelerinin mevcut yetkisine rağmen yabancı mahkemeler de yetkili kılınabilecektir. 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun yürürlüğe girmeden önce HUMK m. 22. milletlerarası sözleşmelere de teşmil edilmişti. Ancak 2675 sayılı MÖHUK’ un 31. maddesinde sevk edilen hüküm ile Devletler Hususi Hukuku açısından da yetki sözleşmeleri düzenlenmiştir:“Yer itibariyle yetkinin kamu düzeni veya münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hallerde, taraflar aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması halinde dava yetkili Türk Mahkemesi’nde görülür.”  

 5718 sayılı MÖHUK m. 47’de ise bu husus “Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür.” şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca aynı maddenin son fıkrasında iş sözleşmesine, sigorta sözleşmesine ve tüketici sözleşmesine ilişkin davalarda MÖHUK m. 44, 45, 46’da belirlenen mahkemelerin yetkisinin tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemeyeceği de hüküm altına alınmıştır.

Yapılan değişiklikle kamu düzeni ibaresinin kaldırıldığı ve eski 31’e bazı eklemeler yapıldığı göze çarpmaktadır. Gerekçede daha anlaşılır kılmak amacıyla bu değişikliğin yapıldığı ifade dilmiştir.  2675 sayılı yasa döneminde 31. madde seçilen yabancı mahkemenin münhasır yetki kazanacağını ifade etmekte ise de tartışmalara ve verilen farklı kararlara mani olamamıştır.  Bu sebeple seçilen mahkemenin münhasır yetkili olduğu hususu daha net ve kesin bir şekilde ifade edilmiştir. Bu husus gerekçede de açıkça vurgulanmıştır.   Yasanın yeni haline göre mevcut bir yetki anlaşması varsa seçilen mahkeme kendini yetkisiz görmedikçe davaya Türk mahkemesinde açılamaz; açılırsa da yetki itirazında bulunulduğu takdirde davaya bakılamaz. Ancak davalı yetki itirazında bulunmazsa Türk Mahkemesi davaya bakabilecektir.  

3. Yetki Sözleşmelerinin Fikri Mülkiyet Hukukundaki Yeri

Fikri mülkiyet hukukuna giren konularda yabancılık unsuru taşıyan sözleşmenin tarafları MÖHUK m. 47 şartlarına uygun olarak yaptıkları yetki sözleşmeleri ile yabancı bir devlet mahkemesini yetkilendirmeleri mümkündür. Bir fikri mülkiyet hakkının tümüyle devri veya lisans sözleşmesiyle kullanımının devri sözleşmelerinde ileride doğabilecek ihtilaflar için yabancı bir devlet mahkemesini yetkilendirebilirler.  Bu halde yabancı mahkemenin yetkisi m. 47 uyarınca münhasırdır. Yani dava Türk mahkemesinde açılırsa yetki itirazı ile karşılaşabilir. Yabancı devlet mahkemesinde görülürken Türk Mahkemesinde açılır ise bu kez derdestlik itirazı ile karşılaşılabilir. Ancak yabancı devlet mahkemesi kendini yetkisiz sayarsa veya Türk mahkemesinde yetki itirazında bulunulmazsa dava yetkili Türk mahkemesinde görülebilir.

Ayrıca fikri mülkiyet hakkının ihlali aynı zamanda haksız fiil teşkil ettiğinden MÖHUK m. 47 uyarınca haksız fiilden kaynaklanan borç ilişkilerinde de yetki sözleşmesi yapılması mümkündür.

Son olarak eklemek gerekirse Türk mahkemesinin vereceği bir kararın yabancı bir ülkede tenfizi imkânının bulunmaması kural olarak yetki sözleşmesine etki tanınmasının bir şartı değildir. Bir başka deyişle Türk mahkemesinin yetkisi ile verdiği kararın yabancı bir ülkede tenfiz kabiliyeti ayrı konulardır ve ayrı değerlendirilmelidir. Ayrıca tarafların Türk mahkemesinin vereceği karardan Türkiye’de veya tenfiz imkânı bulunan bir başka yabancı ülkede faydalanma imkânı olduğu gibi, kararın verileceği ana kadar söz konusu yabancı ülkede de tenfiz şartları oluşabilecektir. Ancak Türk mahkemesinin vereceği hükmün hukuki etkisinden ne Türkiye’de ne de tanıma ve tenfiz şartlarına bağlı olarak yabancı bir devlet ülkesinde yararlanılmayacak olduğu istisnai bazı hallerde, yetki anlaşmasına rağmen, davanın Türk mahkemesinde görülmesinin hiçbir faydası olmayacağı da unutulmamalıdır.

 


SONUÇ

Türk Hukukunda fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalarda mahkemelerin yetkisine ait kurallar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Hakkındaki Kanunda, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname’de, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname’de, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname’de ve 555 Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname’de düzenlenmiştir.

Bahse konu kanun ve kanun hükmündeki kararnamelerle düzenlenen özel yetkili mahkemeler birbirinin aynı şekilde hüküm altına alınmıştır. Aynı zamanda fikri mülkiyet hakkının ihlali ile fikri mülkiyet hakkının hükümsüzlüğüne ilişkin davalardaki yetki kuralları da bir arada düzenlenmiştir. Kanun koyucunun özel yetki kuralları sevk etmesindeki amacın fikri hak sahibini korumak olduğu göze çarpmaktadır. Daha açık bir ifadeyle fikri hak sahibine davasını açarken kolaylık sağlamak ve mutlaka Türkiye’de yetkili bir mahkeme tayin etmek amaçları gözetilmiştir.

Önemle belirtmek gerekirse çalışmamızda fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalarla ilgili olarak incelediğimiz ve yetkili olduğunu tespit ettiğimiz mahkemeler Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndaki genel yetki hükmü olan davalının ikametgâhı mahkemesinin yetkisini bertaraf etmemektedir. Ancak fikri mülkiyet hakkının hükümsüzlüğü iddiasıyla fikri hak sahibi aleyhine açılan hükümsüzlük davası için kanun hükmündeki kararname ile yetkili kılınan mahkemeler münhasır yetkiyi haiz olup yetkili bu mahkemeler dışında herhangi bir mahkemede dava açmak mümkün değildir. Fikri mülkiyet hukukuna ilişkin davalar için iç hukuktaki yetki kurallarına göre yetkisini tespit ettiğimiz Türk Mahkemeleri uluslararası yetkiyi de haiz olacaktır. Ayrıca yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, yetki sözleşmesi akdederek yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarının yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda da anlaşabilirler.

 

 

 

KAYNAKÇA

ASLAN, Adem  :Türk ve AB Hukukunda Fikri Mülkiyet Haklarının Tükenmesi, İstanbul 2004

ÇALIŞKAN, Yusuf   :Uluslar arası Fikri Mülkiyet Hukukunda Uyuşmazlık Çözüm Mekanizmaları: WİPO Tahkimi ve Dünya Ticaret Örgütü, İstanbul 2008

ERDEM, B. Bahadır :Fikri Hukukta Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi, İstanbul 2003

ERDEM, B. Bahadır :“Fikri Haklara İlişkin Davalarda Türk Mahkemeleri’nin Milletlerarası Yetkisi”, Legal Fikri ve Sınai Haklar Dergisi, 3/2005, s. 688–699


ERDEM, B. Bahadır :Patent Hakkının Korunmasına ve Patent Hakkına İlişkin Sözleşmelere Uygulanacak Hukuk, İstanbul 2000 

ERDEM, B. Bahadır :“Hukuki ve Ticari konularda Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkında 1968 Tarihli Brüksel Anlaşması Hükümlerinin Milletlerarası Yetki Kuralları ile Karşılaştırılması” MHB, Y. 17–18, S. 1–2, 1997–1998, Prof. Dr. Yılmaz Altuğ’a Armağan, (Brüksel Anlaşması)

ERDEM, B. Bahadır :“Medeni ve Ticari Hukuk Davalarında Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Avrupa Konseyi Tüzüğü”, Bilgi Toplumunda Hukuk, Ünal Tekinalp’e Armağan, Cilt–2, İstanbul 2003, (Konsey Tüzüğü)

ERDEM, B. Bahadır : “Aile Hukukuna İlişkin Davalarda Mahkemelerin Yetkisi İle Tanıma ve Tenfiz Kurallarını Düzenleyen Avrupa Konseyi Tüzüğü’ndeki Milletlerarası Yetki Kuralları”, MHB, Y. 21, S. 1–2, 2001, (Aile Hukuku Tüzüğü)


KURU, Baki / ASLAN, 
Ramazan / YILMAZ Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2007

NOMER, Engin/ 
ŞANLI Cemal   : Devletler Hususi Hukuku, 14. bası, İstanbul 2006

SULUK, Cahit  : Tasarım Hukuku, Ankara 2003


TEKİNALP, Ünal  :Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2002

MÖHUK 
Tasarısı Gerekçe  : http://www2.tbmm.gov.tr/d23/1/1–0337.pdf