ÖZLEM AYTEKİN

İFLASIN ERTELENMESİ DAVALARINDA VERİLEN İHTİYATİ TEDBİR KARARLARI

UYGULAMADA KARŞILAŞILAN SORUNLAR  

Bilindiği üzere iflasın ertelenmesi; borca batık halde bulunan sermaye şirketi/kooperatifin iflas tasfiyesi yoluyla sona ermesinin yerine tüzel kişiliğin ayakta tutularak, bu sermaye şirketi/kooperatifin mali yapısının yeniden yapılandırılmasını ve mali durumunun düzeltilmesini sağlayan bir imkândır.

İflasın ertelenmesi davalarında mahkemeler; davacının talebi üzerine, borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı yönünde ihtiyati tedbir kararı vermektedirler. İhtiyati tedbir kararının bu mahiyeti ise özellikle icra müdürlükleri ve icra hukuk mahkemelerince hatalı yorumlanmakta, bu da iflasın ertelenmesini talep eden takip borçlusunun mağduriyetine sebebiyet vermektedir.

  1. İhtiyati tedbir kararından sonra başlatılan icra takibinin iptali yerine durdurulmasına karar verilmesi

İhtiyati tedbir kararlarının yasal dayanağını oluşturan İİK’nın 179/B maddesi “… borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur” şeklindedir. Yasa maddesi son derece açık olup, evvelce başlatılmış olan takiplerin duracağı, tedbir kararından sonra ise yeni hiçbir takip başlatılamayacağı tereddütsüz belirtilmiştir.

İhtiyati tedbir kararından sonra her ne kadar takip yasağı getirilmiş ise de icra takibinin başlatılmasına sistemsel herhangi bir engel yoktur. Alacaklı gerek ilgili mahkemeden verilmiş ihtiyati haciz kararına dayanarak gerekse herhangi bir sebepten doğduğunu iddia ettiği alacağını tahsil amacıyla takip başlatabilmektedir. İhtiyati tedbir kararlarının, UYAP üzerinden kontrol sistemi henüz getirilmemiş olduğundan, söz konusu tedbir kararından habersiz olan icra müdürlüklerince takip açılabilmektedir.

Alacağın sebebi herhangi bir senede dayanmıyor ise, ilamsız olarak başlatılan icra takibinden tebliğ ile birlikte haberdar olan borçlu, süresi içerisinde itiraz etme imkanına sahiptir. Borçlu, hakkında verilen ihtiyati tedbir kararını icra dosyasına sunarak ve başlatılmış olan takibe itiraz ederek, söz konusu takibin hiç açılmaması gerektiğinden bahisle iptalini isteyebilir. Takibin iptali yönündeki talep ise icra müdürlüklerince genel olarak reddedilmekte, takibin durdurulması şeklinde karar vermekle yetinilmektedir.

Alacağın dayanağı kambiyo senedi olup, mahkemeden alınmış bir ihtiyati haciz kararına dayanılarak takip başlatılmış ise takibin iptali yönündeki talep bu defa icra hukuk mahkemesine yöneltilir. Ancak ne yazık ki icra hukuk mahkemelerinin çoğunluğu da takibi iptal etmek yerine, takibin durdurulması yönünde karar vermektedir.

Kambiyo senedine dayalı takiplerin iptali yerine durdurulmasına karar verilmesi ise ilamsız takiplerdekinden daha vahim neticeler doğurmaktadır. Zira ihtiyati haciz kararı ile birlikte -ödeme emri henüz borçluya tebliğ edilmeden-borçlunun taşınır ve taşınmaz malları ile 3. kişilerdeki hak ve alacaklarına konulan hacizler, takibin durdurulmasına karar verildiğinde bile aynen devam etmektedir. Takibin iptaline karar verildiğinde ise bu takip sebebiyle konulan hacizlerin de kaldırılması gerekecektir. Bu sebeple icra hukuk mahkemelerince verilen kararın mahiyeti, borçlu açısından büyük önem arzetmektedir. Takibin iptali yerine durdurulmasına karar verilmesi ve hacizlerin kaldırılmaması; borçluyu, mahkeme kararını temyiz etmeye mecbur etmektedir. Yargıtay, emsal kararlarını da dikkate alarak bu tür mahkeme kararlarını bozmakta ise de gecikme sebebiyle borçlu mağdur olmakta ve telafisi güç zararın muhatabı olmaktadır.

Belirtilen sebeple icra müdürlüklerinin ve icra hukuk mahkemelerinin, iflasın ertelenmesinde verilen ihtiyati tedbirlerin etkileri ve tedbir kararından sonra başlatılan haksız takiplerin iptaline karar verilmesi gerektiği yönündeki Yargıtay’ın görüşlerini göz ardı etmemeleri gerekir.[1]

  1. İhtiyati tedbir kararından evvel başlatılan takiplere dayanılarak borçlunun 3. kişilerdeki hak ve alacaklarının haczi

İhtiyati tedbir kararından evvel başlatılan icra takibine dayanılarak, borçlunun 3. kişilerdeki hak ve alacaklarına 89/1 haciz ihbarnameleri gönderilebilmektedir. Esasen icra müdürlüklerince; ihtiyati tedbir kararının verildiği tarihten sonra, alacaklıların takip işlemi niteliğindeki hiçbir talebinin kabul edilmemesi gerekir. Ancak icra müdürlüğü, ihtiyati tedbir kararından henüz haberdar olmadığı bir zaman diliminde, alacaklının 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesi talebini kabul edip, söz konusu ihbarnameleri gönderdiğinde, borçlunun 3. kişilerdeki hak ve alacaklarına haciz konulabilmektedir. Zira icra müdürlükleri, borçlu hakkında ihtiyati tedbir kararı verildiğinden ancak söz konusu kararın dosyaya sunulması ile haberdar olabilmektedir.

Bu durum ise gerek İİK 179/B maddesi gerekse mahkemenin ihtiyati tedbir kararına aykırılık teşkil eder. Zira yasal düzenleme ile sağlanmaya çalışılan, ihtiyati tedbir kararından sonra borçlu aleyhine takip işlemi yapılmamasını temin etmektir. 89/1 haciz ihbarnamesinin de bir takip işlemi olduğu nazara alındığında, esasen ihtiyati tedbir kararı verildikten sonra söz konusu haciz ihbarnamelerinin gönderilmemesi gerekir. İflasın ertelenmesi ile amaçlananın, borca batık olan şirketlerin, takip baskısından uzakta iyileşmesine imkan sağlamak olduğu ve takip yasağının da bu sebeple getirildiği düşünüldüğünde, tedbir kararından sonra haciz yapılmasının iflasın ertelenmesinin amacına aykırı olduğuna şüphe yoktur.

Genel uygulamada 89/1 haciz ihbarnameleri ile ihbarnamenin tebliği itibari ile takip borçlusunun 3. kişilerde mevcut hak ve alacakları haczedildiği gibi müstakbel alacakları da haczedilebilmektedir. Peki iflasın ertelenmesini talep eden takip borçlusunun müstakbel alacakları da haczedilebilecek midir? Haczedilecek ise tedbir tarihine kadar oluşacak müstakbel alacakların haczi ile mi yetinilecektir?

Bilindiği üzere müstakbel alacaklar, iki taraf arasında mevcut bir hukuki ilişkiye dayanan, henüz doğmamış olmakla birlikte ileride doğması muhtemel olan alacaklardır. Bu tür alacakların haczi mümkün olup, haczin uygulanması sırasında alacağın doğmuş olması zorunlu değildir, alacağın doğma ihtimalinde bulunması yeterlidir.[2] Ancak müstakbel alacak olarak değerlendirme yapabilmek için borçlu ile üçüncü kişi arasında, süregelen bir hukuki ilişkinin varlığı gerekir. Nitekim bu husus Yargıtay’ın kararlarına da yansımıştır. Yargıtay 08.03.2002 T. 3683 E. 4795 K. sayılı kararında “hukuki ilişkinin varlığı ve bu ilişki nedeniyle borçluya ödenecek ve devamlılık arz eden bir alacağın bulunduğu hallerde, üçüncü kişiye, İİK.'nun 89.maddesine göre haciz ihbarnamesi gönderilmesi yönündeki istemin kabulü gerekir” şeklinde karar vermiştir.

Söz konusu hukuki temelin varlığı, takip borçlusu ve üçüncü şahıs arasında uzun zamandan beri tekrar eden ve her defasında özel bir hukuki işlem ile bağımsız alacaklar doğuran ve bu durumun sona erdiğini gösteren bir açıklık olmayan hallerde dahi mevcut sayılır. Bu hukuki temelden doğacak alacağın cinsinin ve borçlusunun anlaşılması yeterli olup, alacak miktarının belli olmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Takip borçlusu ile üçüncü şahıs arasında sadece ümit ve ihtimale dayanan alacakları, teknik anlamda müstakbel alacak olarak nitelendirmek mümkün değildir.[3]

Bir alacağın, müstakbel alacak olarak haczedilip haczedilemeyeceği hususunda değerlendirme yapar iken; borçlunun, alacağının doğmasına sebep olan hukuki ilişkinin tarihine dikkat etmek gerekir. Söz konusu alacak, ihtiyati tedbir kararından sonra yapılan bir hukuki işlemden doğmuş ise bu alacağın haczedilememesi, tedbir tarihinden önceki tarihli bir hukuki ilişkiden doğmuş bir alacağın ise haczinin mümkün olması gerekir. Örneğin uzun süredir büyük marketlere mal satan bir borçlunun, tedbir tarihine kadar satmış olduğu ancak henüz bedelini tahsil edemediği alacağı müstakbel alacak olarak değerlendirilmeli; tedbir tarihinden sonra sattığı ürünlere ilişkin alacağı ise bu kapsamda değerlendirilmemeli ve haciz kapsamında değerlendirilmemelidir. Uygulamada bu tür alacakların haczinde de sıkıntı yaşanmakta; 3. Kişi, esasen borçluya ödemesi gereken tutarı -cezai müeyyideye muhatap olacağı düşüncesi ile- icra dosyasına yatırmaktadır. İhtiyati tedbir kararı sebebiyle icra dosyasında hiçbir takip işlemi yapılamadığından da takip dosyasına yatırılan bu para ne alacaklıya ne de borçluya ödenmektedir. Dolayısı ile bu durum, borçlunun nakit akışı sekteye uğramakta ve iyileştirme projesinde öngörülen hedeflerde sapmaya sebep olmaktadır.

SONUÇ

iflasın ertelenmesindeki amaç nazara alınarak, UYAP sistemine “iflasın ertelenmesi-ihtiyati tedbir”şeklinde bir uyarı eklenmesi de faydalı olacaktır…

İflasın ertelenmesi davasında ilgili mahkemelerce verilen ihtiyati tedbir kararının yasal dayanağı İİK 179/B maddesi olup; borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı düzenlenmiştir. Buna rağmen gerek icra müdürlükleri gerekse icra hukuk mahkemelerince yasal düzenlemenin hatalı yorumlandığı gözlemlenmektedir. Tedbir tarihinden sonra başlatılan icra takiplerinin iptal edilmediği, takibin olduğu yerde durması şeklinde karar verildiği, iptaline karar verilmediği için o takibe dayanılarak konulan hacizlerin kaldırılmadığı; tedbir tarihinden önce başlatılan takip dosyasında ise yine tedbir tarihinden sonraki müstakbel alacakların haczi yoluna gidildiği görülmektedir. Tüm bu uygulamalar, iflasın ertelenmesi ile amaçlanan borçlunun iyileşme sürecine büyük darbe vurmaktadır.

İcra müdürlükleri ve icra hukuk mahkemelerinin, ilgili yasa maddesi ve Yargıtay’ın içtihatları doğrultusunda karar vermesi büyük önem taşımaktadır. Bunun dışında iflasın ertelenmesindeki amaç nazara alınarak, UYAP sistemine “iflasın ertelenmesi-ihtiyati tedbir” şeklinde bir uyarı eklenmesi de faydalı olacaktır…

 

[1] HGK 2010/12-159 E. 2010/176 K., HGK 2012/12-602 E. 2012/914 K.

[2] Yargıtay 19. HD, 1999/4545 E. 1999/5107 K.

[3] Dr. Murat Yavaş, sy. 169