805 SAYILI İKTİSADİ MÜESSESELERDE MECBURİ TÜRKÇE KULLANILMASI HAKKINDA KANUNUN İNCELENMESİ

Mustafa Sabri Aydın



805 SAYILI İKTİSADİ MÜESSESELERDE MECBURİ TÜRKÇE KULLANILMASI HAKKINDA KANUNUN İNCELENMESİ VE BU DOĞRULTUDA SÖZLEŞMELERDE YABANCI DİL KULLANIMINA GETİRİLEN SINIRLAMALAR

Av. Mustafa Sabri Aydın

Giriş

Türk Hukuku’nda genel ilke sözleşme özgürlüğü ilkesidir. Gerek Türk Borçlar Kanunu madde 26’daki “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” hükmü, gerekse Anayasa’nın 48. maddesindeki “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir” şeklindeki hüküm sözleşme özgürlüğünü ortaya koymaktadır.

Ancak bu özgürlük mutlak surette sınırsız değildir. Anayasanın ilgili maddesinin gerekçesi incelendiğinde sözleşmelerin “kamu yararıyla” sınırlandırılmasının mümkün olduğunu görmekteyiz. Ayrıca Türk Borçlar kanununun 27. Maddesinde de sözleşmelerin “kanunun emredici hükümlerine” aykırı olarak düzenlenemeyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır.

Bu yazıda da sözleşmelerde “yabancı dil” kullanımına getirilen sınırlamalar kısaca ele alınacaktır.

805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanımı Hakkında Kanun

Ekonomik olarak küreselleşen dünya ile birlikte hızla büyüyen pazarlar, çok taraflı ticari muameleler, dinamikliği giderek artan ticari hayat, bu küreselleşmeye ayak uydurabilecek yeni düzenlemeleri zorunlu kılmıştır.

İhtiyacı duyulan düzenlemelerden biri de “sözleşmenin dili” hakkındadır. Bu sebeple, ülkeler, kendi topraklarında ve ülkesinin ilgili olduğu uluslararası işlerde, kendi “ana dilini” hâkim kılmak için yasal düzenlemeler yapmış ve bu düzenlemelere aykırılık halinde çeşitli yaptırımlar öngörmüştür.   

Ülkemiz de ise bu doğrultuda 10.04.1926 tarihinde yürürlüğe giren “805 Sayılı İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanımı Hakkında Kanun” ile sözleşmelerin yabancı dilde düzenlenmesinin sınırları hususunda emredici hükümler düzenlenmiştir.

805 sayılı Kanunun 1.maddesinde ‘’Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye dâhilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmağa mecburdurlar‘’ denilerek taraflardan birinin Türk olduğu ve sözleşmenin Türkiye’de yapıldığı durumlarda, sözleşme dilinin Türkçe olmasını zorunlu kılınmaktadır.

Kanunun 2.maddesinde ise ‘’Ecnebi Şirket ve müesseseler için bu mecburiyet Türk müessesatı ile ve Türkiye tebaasından olan efrat ile muhabere, muamele ve temaslarına ve devair ve memurini Devletten birine ibraz mecburiyetinde bulundukları evrak ve defterlerine hasredilmiştir ‘’ denilmiştir. Yabancı şirketlerin ve müesseselerin, Türk müesseseler ve şirketler ile Türk vatandaşları arasında yapacağı iş ve işlemler açısından da Türkçe kullanma zorunluluğu yabancı şirketlerin ve müesseselerin yapacakları iş ve işlemlerinde Türk resmi makamlarına ibraz edecekleri belge ve defterler için de öngörülmüştür.

Sözleşmelerin hem Türkçe hem de yabancı bir dilde düzenlenmiş olması durumunda ise nasıl bir kabul göreceği Kanunun 3.maddesinde ‘’ İkinci maddede mezkür şirket ve müesseseler muamelatında Türkçeden başka bir lisanı dahi ilaveten kullanabilirlerse de asıl olan Türkçe olup mesul imzaların Türkçe metin zirine vaz'ı mecburidir. Bu memnuiyete rağmen imza diğer lisanla yazılmış kısım veya nüshanın altına mevzu olsa dahi Türkçesi muteberdir‘’ denilerek düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre sözleşmenin Türkçe olarak düzenlenen metnin imzalanması gerekir. Bu mecburiyete rağmen sözleşmenin yabancı dil ile hazırlanan diğer nüshasının imzalanmış olması durumunda dahi Türkçe metnin kabul göreceği kanunda açıkça düzenlenmiştir.

Kanunun 4.maddesinde ‘’Bu kanunun mevkii meriyete vaz'ından sonra birinci ve ikinci maddeler ahkâmına muhalif olarak tanzim kılınmış olan evrak ve vesaik şirket ve müesseseler lehine nazarı itibara alınmaz.’’ denilerek şirket ve müesseselerin düzenledikleri belgelerin kanunda belirtildiği gibi Türkçe düzenlenmemiş olması halinde bu bilgi ve belgelerin şirket ve müesseseler lehine etkisinin dikkate alınmayacağı hükmolunmuştur.

Son olarak 23.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 Sayılı Torba Kanun ile 805 sayılı kanunun 7. Maddesinde değişikliğe gidilerek ‘’Bu Kanun hükümlerine aykırı hareket eden kişi, yüz günden az olmamak üzere adlî para cezasıyla cezalandırılır’’ denilmiştir.

Sonuç

Kanunun yürürlükte bulunduğu 1926 yılından beri geçen bu uzun zamana rağmen uygulamada bu düzenlemelerin birçok tacir, şirket ve müessese tarafından bilinmediği görülmektedir.

Yargıtay’ın güncel ve istikrar kazanmış kararlarında, özellikle Türkiye’de görülecek işlerden doğacak hak ve menfaatlerin muhafaza edilmesi ve hukuka uygunluğunun korunması için, işin taraflarınca bu Kanun hakkında bilgi sahibi olunması gerektiği ve bu kanunun büyük önem arz ettiği özellikle belirtilmiştir.

Doktrinde ise 805 sayılı Kanun’un hızla değişen çağa uyumlu olmadığı, uygulamada Kanun hükümlerinin sıklıkla ihlal edildiği yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Ancak Kamu Otoriteleri tarafından özellikle ticari işlerin denetiminin kolaylığı, bu sözleşmelerin anlaşılabilirliğinin önemi ve tarafların sözleşmelerin yabancı dilde hazırlanması sebebiyle sorumluluk altında kalmamaları için bu işlemlerde Türkçe dilinin kullanması ve uygulanması daha isabetli olacaktır.