MEHMET SARI

FİNANSAL KİRAYA KONU GEMİLERDE GEMİ ALACAKLISI HAKKI

BİRİNCİ BÖLÜM

FİNANSAL KİRALAMA HAKKINDA GENEL BİLGİLER

1. GENEL OLARAK

Finansal Kiralama yöntemi özellikle son yıllarda önemli bir faaliyet haline gelmiştir. Esasen işletmelerin ihtiyaç duydukları  varlıkların finansmanında kendini daha çok başvurulan bir yöntem olarak gösteren finansal kiralama dünya ticaretinde de sıklıkla kullanılan bir yöntem olmuştur.

Bu yönteme, ilk kez 1930’lu yıllarda  Amerika Birleşik Devletleri’nde ekonomik bunalım sonrası yaşanan finansman güçlüklerini gidermek için başvurulmuştur. Özellikle İkinci Dünya savaşından sonra yaşanan teknolojik gelişmeler neticesinde ortaya çıkan yenileşme ve modernleşme hareketleri söz konusu yöntemin yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Anılan finansman yönteminin Kıta Avrupası’na sıçraması ve uygulama alanı bulması ise 1960’lı yıllara rastlar.

1970’li yıllarda dünya ekonomisini sarsan gelişmeler işletmelerin uygun şartlarda kredi temin etme imkanlarını kısıtlamış ve hatta ortadan kaldırmıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde iç tasarrufların yatırımları besleyecek güçte olmaması  ve işletmelerin fon ihtiyaçlarının ülke içi finansman kaynaklarından yeterince karşılanamaması, bir çok firmayı finansman ihtiyacı ile karşı karşıya bırakmış ve bütün bu olumsuz gelişmeler işletmeleri finansman sorununu çözmede etkili olan finansal kiralama  müessesine yöneltmiştir.

Finansal Kiralama, artık bugün  ülkelerin sınırlarını aşmış ve uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Kiralama yoluyla finansman, genel olarak gelişmiş ülkelerde yaygın bir uygulama alanına sahip olmakla birlikte, günümüzde gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yönelik teknoloji transferinde  önemli roller üstlenmiştir.

Finansal Kiralama kurumunun ülkemizde uygulama alanı bulması çok yakın bir geçmişe dayanmaktadır. Gerçekten bu kurumun uygulanması 28.06.1985 tarih ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra mümkün olabilmiştir. Her ne kadar anılan kurum  kısa bir tarihçeye sahip bulunsa da geçen süre içerisinde çevresi giderek genişleyen yaygın bir kurum haline geldiğini söyleyebilmek artık mümkün hale gelmiştir.

2. TERİM OLARAK FİNANSAL KİRALAMA

Finansal kiralama kurumunun kökeninin Amerika Birleşik Devletleri olduğu ve daha sonra kıta Avrupa’sına geçtiği yukarıda belirtilmişti. Leasing olarak tanımlanan bu kavram bir çok ülkede herhangi bir değişikliğe uğramadan İngilizce adıyla kullanılırken bazı ülkelerde ise bu kurumu ifade edecek sözcükler türetilmesi yoluna gidilmiştir.

Leasing Türkçe karşılığı “kiraya vermek”, “kiralamak” olan lease kelimesinden türetilmiştir. 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununun kabulüne kadar hukuk diline “makine kirası”, “kredili kira”, “finansman kirası” gibi terimlerle giren leasing terimi anılan kanunda “finansal kiralama” olarak ifade edilmiştir. Aynı zamanda söz konusu kanunda aynı şekilde leasing veren için finansal kiralayan, leasing alan için de kiracı terimleri tercih edilmiştir. Bunun yanında Türkiye’de leasing teriminin de yer yer kullanıldığı göze çarpmaktadır.

3. FİNANSAL KİRALAMA SÖZLEŞMESİ VE TANIMI

Finansal kiralama konusunda çeşitli tanımlar yapılmışsa da bu tanımlar arasında birlik bulunduğunu  söylemek mümkün değildir. Bu tanımlamalarda daha ziyade, kiracı ile kiralayan arasında akdedilen bu sözleşme ile; üreticiden kiracı tarafından seçilen ancak kiralayan tarafından satın alınan malın mülkiyetinin kiralayanda, kullanımının ise belirli bir bedel ödemesi karşısında kiracıya bırakılması nitelikleri vurgulanmıştır. Yine bir başka tanımda ise finansal kiralama sözleşmesi; kiraya verenin  kiralanan mala ait bütün  risk ve menfaatlerini aynen malikmişçesine kiracıya devrettiği bir kiralama şekli olarak tanımlanmıştır.

Her ne kadar finansal kiralama sözleşmesinin temeli kredi kullandırma amacına dayansa da anılan sözleşmenin bünyesinde kredi kullandırma öğesi dışında diğer bazı öğeleri de barındırdığı şüphesizdir. Ancak hukukumuzda özel bir yasa ile de düzenlendiği göz önünde tutulursa finansal kiralama sözleşmesinin atipik sözleşmeler içinde değerlendirilmesi de mümkün değildir. 28.06.1985 tarih ve 18795 sayılı Resmi Gazete yayınlanarak yürürlüğe giren 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu, bu sözleşme tipini “finansal kiralama sözleşmesi” olarak adlandırmış ve 4. maddesinde de tanımını vermiştir. “Sözleşme; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka suretle temin ettiği bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve belli bir süre feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören bir sözleşmedir.”

Bu tanım, sözleşmeyi benzeri sözleşmelerden kesin çizgilerle ayırmak konusunda yeterli değildir. Zira kanunun tanımında finansman amacına yer verilmemiştir. Halbuki FKK 1. maddesinde “Bu kanunun amacı, finansman sağlamaya yönelik finansal kiralamayı düzenlemektir.” şeklinde sevk edilen hükümle finansal kiralamanın finansman amacına açıkça vurgu yapılmıştır. Bu halde finansal kiralama sözleşmesinin unsurlarını da içine alan bir tanıma yer vermek gerekirse, “Finansal kiralama sözleşmesi, işletme sahibi kullanıcının, kredi kurumu olan kiralayanla yaptığı bir sözleşmedir ki, buna göre kredi kurumu kullananın işletmesinde gereksinim duyduğu ve belirlediği bir malın finansmanını sağlamak üzere, üçüncü kişilerden satın alarak ya da başka yollarla elde ederek, belli bir bedel karşılığı ve belli bir süre sözleşmeden dönmemek koşuluyla, üretim faaliyetlerinde kullanmak üzere onu kullanıcıya bırakır.” denebilir.

4. FİNANSAL KİRALAMA SÖZLEŞMESİNİN UNSURLARI

A. KULLANICININ İŞLETMESİNDE KULLANIMINA ÖZGÜLENECEK BİR MAL

Finansal kiralama sözleşmesinde kredi kurumu bir diğer tabirle kiralayan, kullanıcının yani kiracının belirleyeceği bir malı satın alarak ya da başka bir yolla temin ederek işletmesinin üretim faaliyetlerinde kullanılmak üzere ona terk etmektedir. Bu durumda kiraya konu malın belirli niteliklere haiz olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

a. Üretim Faaliyetlerinde Kullanılmaya Elverişli Olması Gerekir

Finansal kiralama sözleşmesini akdeden kiracı genellikle işletmesinin faaliyetlerine ihtiyaç duyduğu üretim araçlarını sağlamak üzere bu sözleşmeyi yapmaktadır. Aynı zamanda da söz konusu malın finansmanını kendi maddi imkanlarını zorlamadan kiralayana yüklemektedir. Aslında finansal kiralama kiralamanın yaygın olduğu bazı kıta Avrupası ülkelerinde, bir takım tüketim malları üzerinde de leasing işlemleri yapılmaktadır.  Ancak Finansal Kiralama Kanununun ilgili hükümlerine bakıldığında; kiraya konu malın uzunca bir süre kullanılması ve anlaşıldığı takdirde sözleşme sonunda kiracı tarafından satın alınabilecek taşınır veya taşınmaz bir mal olması amaçlandığı görülmektedir. Bu sebeple her ne kadar dayanıklı tüketim mallarından da olsa otomobil, buzdolabı, televizyon ve benzeri malların kullanıcının üretim faaliyetlerinde değil de, kişisel tüketiminde kullanılmak üzere finansal kiralama sözleşmesine konu edilmesi tartışmalı olmakla birlikte FKK’nın amacı dışında olacaktır.   Doktrinde de genellikle kabul edildiği üzere, finansal kiralamanın konusunu yalnızca yatırım malları oluşturur.  Bu nitelikte olmayan mallar, özellikle şahsi ve ailevi ihtiyaçlar için tedarik edilen tüketim malları veya sadece ferdi kullanım  ve tüketim için alınan mallar Finansal Kiralama kapsamı dışında tutulmuştur.

 


bb.Taşınır veya Taşınmaz Niteliğinde Olmalıdır  

 FKK m. 5’te finansal kiralama sözleşmesine taşınır veya taşınmaz malların konu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu durumda kullanıcının işletmesinde kullanmayı düşündüğü mal, üretim faaliyetlerine hizmet edecek fabrika binası, imalathane gibi bir taşınmaz olabileceği gibi makine, motor ve tezgah gibi bir taşınır da olabilecektir. Keza aşağıda detaylı bir şekilde ele alınacak olan gemilerin de -gemilere dair sözleşmeler ise gemi siciline şerh edilir- finansal kiralama sözleşmesine konu olabileceğinde hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. 

Ancak FKK m.5 c.2’de patent gibi fikri ve sınai hakların bu sözleşmeye konu olamayacağı açıkça hüküm altına alınarak bu konudaki muhtemel tartışmaların önüne geçilmiştir. Doktrinde patent gibi fikri ve sınai haklar kavramı içerisine markaların, modellerin, resimlerin, ihtira beratlarının, ticaret ünvanlarının ve bunlar gibi gayri maddi hakların  girdiği belirtilmiştir.

cc. Seçimi Kullanana Sağlanması Kiralayana Ait Olacaktır

Finansal kiralama konusu malın seçimi kullanıcıya aittir. Kullanan bir piyasa araştırması yaparak işine yarayacak üretim malını belirler ve bu malı sağlamak üzere kiralayan kredi kurumuna başvurur. Kredi kurumu yani kiralayan da malı üçüncü kişiden sağlayarak söz konusu malın zilyetliğini kullanana devreder. Malı sağlamanın satın alma şeklinde olması her ne kadar yaygın olarak tercih ediliyor olsa da zorunlu değildir. Zaten FKK m. 4’te satın alma ya da başka surette temin etmeden söz edilmektedir. Bu durumda kullanıcının işletmesinde ihtiyaç duyduğu üretim mallarının sağlanmasını, kiralayan kurum yüklenmekte; bir diğer ifade ile kiralayan kurum kullanana bir kredi açmaktadır. Burada dikkati çeken bir husus kullanan ile üçüncü kişi arasında herhangi bir hukuki ilişkinin kurulmamış olmasıdır.

 

 

B. BELİRLİ BİR SÜRE KULLANIM KARŞILIĞINDA ÖDENECEK BELİRLİ BİR BEDEL

aa. Belirli Bir Süre 

FKK m. 4’te tarafların belirli bir süre sözleşmeden dönemeyecekleri öngörülmüştür. Bu dönülmesi mümkün olmayan süre içerisinde sözleşmeye konu mal kullanıcının zilyetliğinde bırakılacak ve kiralayan da kullanıcının maldan her türlü yararı sağlamasına katlanacak ve kullanan da yine bu süre içinde kararlaştırılan kira bedelini kiralayana düzenli olarak ödeyecektir.

Esasen finansal kiralama sözleşmesi mahiyeti gereği bir kredi kullandırma işlemi olduğundan kredi kullandıran kiralayan açtığı kredinin karşılığını almayı düşünür. İşte bu sebeple finansal kiralama konusu malın amortismanını da sağlayacak uzunca bir süre belirlenmesi öngörülmüştür. Her ne kadar bu sürenin ne kadar olacağını taraflar özgür iradeleri ile kararlaştırabileceklerse de, bu süre 4 yıldan az olamayacaktır.   Ayrıca kanunda hangi kiralama hallerinde bu sürenin kısalacağı, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikte belirleneceği de hüküm altına alınarak kiraya konu malın niteliğine göre söz konusu sürenin dikkate alınmayacağı istisnalar getirilmiştir.

bb. Belirli Bir Bedel

Kullanıcı finansal kiralama konusu malın kullanımı karşılığında kiralayana belirli bir bedel ödeyecektir. Kural olarak ödenecek bedeller ve dönemleri taraflar tarafından belirlenecektir. Bu bedelin belirlenmesinde  normal kira bedelinden farklı olarak, malın amortismanı, faiz ve kredi kurumu kiralayanının bu işten sağlamayı düşündüğü kazanç payı da göz önüne alınır. Bu arada paranın değer kaybına uğraması  dolayısıyla ortaya çıkan farklar da göz önünde tutulur.  Bu nedenle belirlenen bedelin sabit  veya değişken olabileceği keza Türk Lirası veya Merkez Bankasınca alım-satımı yapılan döviz cinsinden olabileceği FKK m. 6’da hüküm altına alınmıştır.

C. TARAFLAR ARASINDA ANLAŞMA
 
aa. Taraflar

FKK m.10’a göre finansal kiralama sözleşmesinde kiralayan taraf yalnızca anonim ortaklık statüsüne bağlı olarak kurulmuş bir şirket olabileceği hüküm altına alınmıştır. Yine kanunun aynı maddesinde kiralayan şirketlerin kuruluşu ve şube açmaları ile yabancı şirketlerin Türkiye de şube açması 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu hükümleri saklı olmak kaydı ile Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın ön iznine bağlı olduğu belirtilmiştir. Ayrıca kiralayan şirketler ile yabancı kiralayan şirketlerin Türkiye'deki şubeleri Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın denetimine tabi tutulmuştur.

Kiracı taraf durumunda bulunan kiracı ise genellikle belirli bir üretim faaliyetinde bulunan işletme sahibidir. Hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip bütün gerçek veya tüzel kişiler kiracı olabilir. 

bb. Anlaşma

Taraflar sözleşmeye konu malın belirli bir süre sözleşmeden dönmeme koşulu ile kullanıcıya bırakılacağı ve karşılığında da belirli bir bedel ödeneceği konusunda anlaşmaya varmalıdır. FKK m. 8 uyarınca bu konudaki sözleşme noterlikçe resen düzenleme biçiminde yapılmalı; taşınıra ilişkin ise, kiracının ikametgahı noterliğince özel olarak tutulan sicile tescil edilmeli; taşınmaza ilişkin ise, taşınmazın bulunduğu beyanlar hanesine yazılmalı; gemilere ilişkin ise, gemi siciline şerh edilmelidir.    
 
Konumuzla ilgisi bakımından taşınır veya taşınmazlara ilişkin sözleşmelerden ziyade gemilere ilişkin sözleşmelerin tescili ve bunun hukuki sonuçları üzerinde durulacaktır.

 

aaa. Gemilere İlişkin Sözleşmelerin Tescili
 
 FKK m. 8/1 de gemilere ilişkin sözleşmelerin gemi siciline şerh edileceği hüküm altına alınmıştır. Bunun yanında Türk Ticaret Kanunu m. 879/1’ de “Bir gemi veya gemi ipoteği üzerinde bir hak tesisini veya kaldırılmasını yahut böyle bir hakkın muhteva veya derecesinin tadilini isteyebilmek hakkını temin için gemi siciline şerh verilebilir. Müstakbel veya şarta bağlı bir mutalebenin temini için de gemi siciline şerh verilmesi caizdir.” şeklinde hüküm sevk edilmiştir. Kısaca belirtmek gerekirse Türk Ticaret Kanunu’nda Medeni Kanunu’ndakinden farklı olarak, şahsi hakların gemi siciline şerhi öngörülmediği göze çarpmaktadır. Buna karşılık sadece bir ayni hakkın kurulması, kaldırılması veya kapsam ve derecesinin değiştirilmesi olan müstakbel veya şarta bağlı kişisel bir talep hakkının temini için  gemi siciline  şerhe cevaz verilmiştir. Esaen FKK 8/1 hükmü ile şahsi bir hakkın sicile tescili düzenlenmiş olduğundan anılan TTK 879/1 de öngörülen sicil rejiminde bir değişiklik yapılmıştır.

 TTK 840 ve 844 maddelerinde tescili zorunlu ve ihtiyari olan gemiler belirtilmiştir. Yani bütün gemiler tescile tabi değildir. FKK m. 8/1 ‘de öngörülen şerh , yalnızca sicile kayıtlı gemiler dikkate alınarak hükme bağlanmıştır. Finansal Kiralama tasarısına ilişkin Plan ve Bütçe Komisyonu tarafından hazırlanan raporda   “taşınmaz mallar arasında bulunan gemiler”den söz edilmiş olması da bu görüşü doğrulamaktadır.  Bu durumda sicile kayıtlı olmayan bir gemi finansal kiralama sözleşmesine konu olursa FKK m. 8/1 de öngörülen gemilere dair sözleşmelerin gemi siciline şerh edileceğine ait hükmü yine geçerli olacak mıdır? Böyle bir durumda sözleşmenin, diğer taşınırlarda olduğu gibi, noterler tarafından tutulan özel sicile tescil edilmesinin kabulü gerekmektedir. 


bb. Tescilin Hukuki Sonuçları

TTK m. 867/1 c.1 de “Bir Türk gemi siciline kayıtlı bulunmayan gemiler üzerindeki mülkiyet ve sair ayni haklar hususunda, Medeni Kanunun menkullere müteallik hükümleri tatbik olunur.” şeklinde hüküm sevk edilmiştir. Sicile kayıtlı olmayan gemilerde mülkiyetin devri Medeni Kanun hükümlerine tabi olup, kural olarak zilyetliğin devriyle mülkiyet alıcıya intikal eder. Hatta anılan TTK m. 867’ de tarafların anlaşmasıyla, zilyetliğin devrine gerek kalmaksızın mülkiyetin alıcıya intikal edeceği hüküm altına alınmıştır. Sicile kayıtlı olmayan geminin iyi niyetli iktisabın geçerli olması için, iktisap edenin geminin zilyetliğini fiilen devralması ve bu devir anında iyi niyetli olması lazımdır. TTK m. 867/1 c.2 ve devamı şu şekilde düzenlenmiştir. “ Şu kadar ki; böyle bir geminin veya gemi payının temlikinde akidler mülkiyetin sadece akitle intikal edeceğini kararlaştırmışlarsa  zilyetliğin devrine hacet kalmaksızın mülkiyet temellük edene geçer. Bu şekildeki temliklerde hüsnüniyetle iktisabın muteber olması temellük edenin zilyetliği devraldığı sırada dahi hüsnüniyet sahibi olmasına bağlıdır. Finansal kiralama sözleşmesinin noterlerce tutulan sicile tescil edilmiş olması, üçüncü şahsın iyi niyetini ortadan kaldıracaktır şeklinde ifade edilen görüşe katılamıyorum.  Zira söz konusu tescil kiracının ikametgahı noterliğinde tutulan özel sicile  tescil olunacağından; mesela kiracı şirketin ikametgahının sonradan değiştiği bir durumda kiracının yeni ikametgahındaki noterde anılan tescil mevcut olmayacağından finansal kiraya konu gemiyi iktisap etmek isteyen finansal kiralama sözleşmesinden haberdar olmayabilecektir.

Sicile kayıtlı gemilerde ise, şerhin yapılmış olup olmamasının geminin hukuki durumunda herhangi bir değişiklik meydana getirmesi mümkün değildir. TTK m. 885 c.1’de  “Hukuki bir muamele ile bir geminin mülkiyetini, intifa hakkını, gemi ipoteğini veya ipotek üzerindeki bir hakkı iktisap eden kimse lehine, gemi sicilinin muhtevası, bu haklara taalluk ettiği nispette doğru sayılır; meğer ki, sicile bir itiraz kaydedilmiş veya iktisap eden suiniyet sahibi bulunmuş olsun” şeklinde hüküm sevk edilmiştir. Zaten sözleşme gemi siciline tescil edilmemiş olsa bile, sicile kayıtlı  gemi üzerindeki bir ayni hakkın, sicilde  malik olarak gözükmeyen kiracıdan iyi niyetle iktisabı hiçbir şekilde mümkün olamaz.

Gemi siciline şerhin kiralayandan ziyade kiracıyı koruyucu nitelikte olacağı akla gelse de esasen bu yolla kiracıyı da korumaya da gerek yoktur. FKK  m.18;

“Sözleşmede aksi öngörülmemişse kiralayan, malın mülkiyetini bir üçüncü kişiye devredemez.
Sözleşmede bu yetkinin tanınması halinde, devir, ancak başka bir kiralayana yapılabilir. Devralan, sözleşme hükümlerine uymak zorundadır.
Devrin kiracıya karşı geçerli olması onun haberdar edilmesine bağlıdır.”

şeklinde düzenlenmiştir. Bu durumda anılan madde ile kiralayanın gemisini bir başka devredebilmesi için öncelikle bu şartın saklı tutulması aranmıştır. Ayrıca niteliği gereği bu devir yine bir finansal kiralama şirketine yapılacaktır. Bunun yanında devralan da finansal kiralama sözleşmesi ile bağlı kalmaya devam edecektir. Bu durumda el değiştirme finansal kiralama şirketleri arasında olacağından, şerhin aleniyeti sağlama fonksiyonunun da büyük bir önemi kalmayacaktır

 FKK m.20’ de “Kiralayan aleyhine icra yoluyla takip yapılması halinde, finansal kiralama konusu mallar, sözleşme süresi içinde haczedilemez” şeklinde hüküm sevk edilerek muhtemel tartışmaların önüne geçilmiştir. Yani gemi siciline şerhin geminin cebri icra yoluyla satılması halinde iktisap edene karşı hakkın ileri sürülebilmesine imkan tanıyacağı şeklindeki iddianın da pratik bir önemi kalmayacaktır.

 Buna karşılık sadece sözleşme süresi sonunda satın alma opsiyonunun (iştira hakkının) tanındığı bir finansal kiralama sözleşmesinin sicile şerhi, kiracı bakımından pratik bir yarar sağlayabilir ve onun bu hakkını, gemiyi sözleşme süresinin sonunda kiralayandan satın alan  üçüncü kişiye karşı kullanabilmesini mümkün kılar. 

 
 

 

 

 

 

İKİNCİ BÖLÜM
FİNANSAL KİRAYA KONU GEMİLERDE 
GEMİ ALACAKLISI HAKKI

1. TEMEL KAVRAM VE KURUMLAR

A. Genel Olarak

Finansal kiralama konusu gemiler üzerinde gemi alacaklısı hakkının doğumuna ilişkin yapılacak incelemede öncelikle ilgili olduğu kadarıyla Deniz Ticareti Hukukunun bazı temel kavram ve kurumlarına da temas etme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Zira Deniz Ticareti Hukukunun kendine has özellikleri dikkate alınmadan finansal kiralama müessesini yorumlamaya çalışmak hem finansal kiralama ile amaçlanan hedefin gerçekleşmesini imkansız kılacak, hem de Deniz Hukuku’ndaki sistemin dışına çıkma gibi büyük bir tehlikeyi de beraberinde getirecektir. Anılan sebeple aşağıda öncelikle “gemi işletme müteahhidi”, “donatanın sorumluluğu” ve “gemi alacaklısı hakkı” kavramları kısaca ele alınacaktır.

B. Gemi İşletme Müteahhidi

Uygulamada ticaret gemilerinin malik olmayan şahıslar tarafından işletildiği de sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Gerçek veya tüzel kişi olabilen bu şahıslar başkasına ait bir gemiyi kendi adına deniz ticaretinde kullanmaktadır. TTK m. 946/1’de “Donatan, gemisini deniz ticaretinde kullanan gemi sahibine denir” şeklinde hüküm sevk edilmiş ve devam eden fıkrada da “Kendisinin olmayan bir gemiyi kendi adına deniz ticaretinde bizzat veya kaptan marifetiyle kullanan kimse, üçüncü şahıslarla olan münasebetlerinde donatan sayılır şeklinde” hüküm sevk edilerek malik olmayan şahsın kendi adına gemiyi işletmesi durumunda aynen donatanın hak ve borçlarına sahip olacağı hüküm altına alınmıştır. Burada tarifi yapılan şahsa hukukumuzda gemi işletme müteahhidi denmektedir.

 


Bu durumda geminin gemi işletme müteahhidi tarafından işletilmesi sırasında üçüncü kişilerle ilişkisi bakımından donatan olarak malik yerine gemi işletme müteahhidi geçecektir. Bir başka ifade ile geminin işletilmesinden doğan bütün ihtilaflarda aktif ve pasif husumet ehliyetinin yalnız gemi işletme müteahhidine ait olacağı ortadadır.

Bu sistem, geminin işletilmesinden dolayı gemi alacaklısı haklarının doğmasının öngörüldüğü ve malikin gemi alacaklısı hakkı sahiplerinin alacaklarını gemiden almalarına engel olamayacağına dair düzenleme ile gerçeklik kazanır. (TTK m.1235 , m. TTK 946 f.2) Menfaat karşılığı geminin işletilmesini başkasına bırakmış olan malik, bunu sonuçlarına da katlanmayı kabul etmiş olmalıdır.  
 
TTK m.946/2 son c. “Malik, geminin işletilmesinden dolayı gemi alacaklısı sıfatıyla bir talepte bulunan kimseyi, bu işletilme malike karşı haksız ve alacaklı da kötü niyet sahibi olmadıkça, hakkını istemekten men edemez.” şeklinde hüküm sevk edilmiştir. Bu durumda malik maddede anılan her iki hükmü de kanıtladığı takdirde ancak geminin takibine engel olabilecektir.

C. Donatanın Sorumluluğunun Sınırlandırılması

Deniz ticareti işletmeciliği niteliği itibariyle büyük ölçekte yatırımı ve yüksek oranda riski birlikte bünyesinde barındırmaktadır. Bu durumda donatan büyük bir sorumluluk rizikosuyla sürekli karşı karşıya bulunmaktadır. Deniz ticaretinin gelişmesini temin edebilmek için eski zamanlardan beri geminin işletilmesinden doğan borçlarından donatanın sorumluluğunu belirli mallar veya belirli meblağ ile sınırlamaya dair düzenleme kabul edilmiştir.

Hukukumuzda da  donatanın sorumluluğunun gemi ve navlunla yani donatanın deniz serveti ile sınırlandırılması öngörülmektedir. Yani  sınırlı ayni sorumluluk öngörülmüştür. Bu düzenleme gerçekte  bir cebri icra sınırlamasını ifade eder. Şöyle ki, donatan sınırsız bir şekilde borçlanmakla beraber, alacaklı icra vasıtasıyla ancak gemi ve navlunla müracaat edebilecektir.   Donatan kanunda gösterilen hallerde deniz serveti ile sınırlı olarak mesuldür. 

Deniz servetinin diğer bir unsuru da alacağın doğumuna sebep olan yolculuğun gayri safi navlunudur. (TTK m.1237) Ancak zamanımızda navlunun takip objesi olarak herhangi bir pratik değer ifade etmediği belirtilmelidir.

D. Gemi Alacaklısı Hakkı

Gemi alacaklısı hakkı m. TTK 1235’te sayılan alacaklardan birinin ortaya çıkması ile tescil veya zilyetliğin devrine gerek olmaksızın kendiliğinden meydana gelen kanuni rehin hakkıdır. Donatanın sorumluluğunun sınırlanması sonucunda ise alacaklılar esas itibariyle  onun deniz servetine başvurabilecekler, kara servetine el uzatamayacaklardır. Donatanın deniz serveti ile sorumluluğunun söz konusu olması halinde ise kara servetine başvuramayan alacaklının alacağını elde edebilme imkanı da azalmaktadır. Alacağını elde edememe tehlikesi ile karşı karşıya olan kişi ise deniz servetinin varlığının korunmasını sağlayan hallerde dahi kredi vermekten kaçınacak, yardım etmekten kaçınacaktır.  Sınırlı ayni sorumluluğunun kabulü ile sadece deniz servetine el atabilen alacaklı aleyhine denge bozulmaktadır. Bu sebeple anılan maddede sayılan alacaklar imtiyazlı hale getirilmiş ve böylece gemi alacaklısı hakkının kabulü ile yeniden sağlanarak hakkaniyetin tesisi sağlanmak istenmiştir. 

Gemi alacaklısı hakkının sağladığı imtiyazlar takip hakkı ve rüçhan hakkıdır. Takip hakkı gemi alacaklısı hakkının gemiyi iyi niyet sahibi kimsenin geminin zilyetliğini iktisap etmesi durumunda dahi gemiyi takip etmesini ifade eder. (TTK m. 1236 f.2) Bir başka deyişle gemiyi iktisap eden kimse  gemi alacaklısı tarafından geminin satılıp paraya çevrilmesine mani olamaz. Rüchan hakkı ise gemi alacaklısının alacağını deniz servetinden alacağını ipotekli alacaklar da dahil olmak üzere diğer bütün alacaklardan öncelikle elde edebilmesine imkan verir. (TTK m. 1257)


2. FİNANSAL KİRAYA KONU GEMİLERDE PASİF HUSUMET EHLİYETİ

A. Gemi Alacaklısı Hakkı Vermeyen Alacaklarda

Donatanın sorumluluğu kural olarak, TTK’ da belirtilen istisnalar dışında, kural olarak sınırsız ve kişiseldir. Yani alacaklı, donatanın borcu için sahibi olduğu gemi hakkında ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı verilmesini veya geminin seferden men’ini talep edebilir, geminin kaydına haciz koydurabilir ve dava neticesinde elde edeceği ilamı icraya koyarak gemiyi haczedip satışını talep edebilir. Ayrıca alacaklının donatanın kara serveti için de aynı usuli ve icrai işlemleri gerçekleştirmesi mümkündür.

Ancak yukarıda anılan işlemlerin finansal kiraya konu bir geminin takibi için de geçerli olduğunu söylemek pek mümkün görünmemektedir. Zira bu durumda gemi işleten gemi sicilinde kayıtlı malik değildir. Bilindiği üzere TTK m. 946/2’de kendisinin olmayan gemiyi kendi adına deniz ticaretinde bizzat veya kaptan marifetiyle kullanan kimse üçüncü kişilerle münasebetleri bakımından donatan sayılmıştır. Bu durumda gemiyi kullanan finansal kiracı her ne kadar üçüncü kişilerle olan ilişkilerde donatan sayılsa da aslında gemi işletme müteahhidi sıfatını haizdir. Bir başka deyişle finansal kiracı borçlu gemi üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmadığı gibi gemi üzerinde hiçbir ayni hakkı bulunmamaktadır. Bu durumda alacaklının alacağını gemi üzerinde haciz ve ihtiyati haciz yoluyla elde edemeyecektir.


B. Gemi Alacaklısı Hakkı Veren Alacaklarda

aa. Hakkın Sağladığı Hukuki İmkanlar
  TTK m. 1235’de 10 bent halinde sayılan alacaklar, sahibine gemi alacaklısı hakkı verir. Bu hakkın doğumu halinde, alacaklılara kanuni rehin hakkı tanınmıştır. Gemi alacaklısı hakkını doğuran olay meydana geldiğinde, kanuni rehin hakkı yasadan dolayı kendiliğinden doğar ve TTK m. 1257 gereğince tüm alacaklara tekaddüm eder. Rehin hakkı veren alacakların  ortak özelliği gemini işletilmesinden doğmuş olması ve zilyedine bakılmaksızın gemi ve navlunu takip etmesidir. (TTK m. 1236/2) Kısaca gemi alacaklısı hakkı veren alacakların meşhur ortak özelliklerinden bahsetmemizin sebebi; yasa gereği imtiyazlarla donatılmış olan bu alacak çeşidinin finansal kiraya konu bir gemiyi takip etmesi halinde ortaya çıkacak hukuki soruna ışık tutmasını temini içindir. Aslında TTK m. 946/2’de ifadesini bulan bir diğer maddenin finansal kiraya konu gemiler için de geçerli olduğunda hiçbir kuşku duymamak gerektir. Anılan maddede malikin, geminin işletilmesinden dolayı gemi alacaklısı sıfatıyla talepte bulunan kişiyi hakkını istemekten men edemeyeceği hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde ifade edilmiştir. Gemi alacaklısı hakkı hukuki niteliği itibariyle borç-sorumluluk ayrımına dayanan bir haktır. Bu hakkın borçlusu gemi donatanıdır. Gemi maliki ise, alacak dolayısıyla şahsen sorumlu olmayıp, gemisi ile ayni mesuliyet taşır. Hal böyle iken rehin hakkının konusunu gemi teşkil ettiğinden; talepte bulunanın alacağı gemi alacaklısı hakkı veriyorsa, geminin asıl maliki borç doğuran olayla ilgisi bulunmayan bir başka üçüncü şahıs olmasına rağmen, alacaklının alacağını sahibi olduğu gemi üzerinde ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir veya haciz yoluyla takip yapabilecektir.

 O halde sorunun çözümü için ihtilaf konusu alacağın TTK m.1235’te sayılan alacaklardan olup olmadığı ve dolayısıyla bu alacağın kanuni rehin hakkı sağlayıp sağlamadığı hususu incelenmeli sonucuna göre hüküm verilmelidir.
  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi finansal kiralama konusu gemi üzerinde kiracının borcu dolayısıyla kanuni rehin hakkı tanınamayacağı gerekçesiyle yapılan bozmaya karşı vaki karar düzeltme incelemesinde ihtilafın çözümüne esas olacak hukuki müesseseleri ve yasal düzenlemeleri keza doktrin görüşlerini birlikte değerlendirerek  özellikle de deniz ticaret hukukunun özelliklerini göz önünde tutarak tatmin edici bir çözüme ulaşmıştır:  Anılan kararda TTK ve FKK hükümleri birbiri ile telif edilirken anılan yasa maddeleri arasında bir çelişki olmadığı esasen biri diğerini tamamlayan maddeler olduğu da başarılı bir şekilde göz önüne serilmiştir. Bu sebeple aşağıda söz konusu Yargıtay kararından bazı alıntılar yapılmıştır.
“...Gemi alacaklısı hakkı ve bunun sağladığı kanuni rehin hakkının borçlusu donatandır. Finansal kiralamada kiracı donatan olduğundan (TTK’nın 1242. maddesi) dava donatan-kiracıya veya kaptana karşı açılmak gerekir. Gemi maliki olan finansal mal kiralayanı ise alacak hakkının borçlusu olmayıp, alacaktan gemisi ile yani aynen mesul olduğundan rehin hakkının tanınması davasında davalı sıfatı yoktur. Yerel mahkemenin husumete ilişkin bu yoldaki kararı yasaya uyarlıdır. FKK'nın kanuni rehin hakkının doğum ve uygulanmasına engel teşkil edip etmeyeceği hususuna gelince; FKK.nun 8/2. maddesi yukarıda izah edildiği ve yasa gerekçesinde de belirtildiği gibi finansal kiralama konusu malın (Gemi) iyi niyetli üçüncü kişilerin malik olmayan (finansal kiracı)dan aynı hak iktisap etmelerini engellemek için vazedilmiştir. Bu iktisap, tescilden sonra yapılan sözleşmeden kaynaklanan bir edinimdir. Gemi alacağı ve kanuni rehin hakkı ise TTK.nın 1235. maddesinde yazılı olayların vukuu ile yasa sebebiyle kendiliğinden doğar. Kanuni rehin hakkı kullanımı gemiye yönelik bir haktır. Bu hak geminin sicilde kayıtlı olup olmamasına, zilyet veya sahibinin kim olduğuna bakılmaksızın vücut bulur ve uygulanabilir. Deniz ticaretinin özelliklerinden kaynaklanan, kendine özgü bir imtiyaz ifade eden, doğrudan mülkiyet iddiası içermeyen kanuni rehin hakkının doğum ve kullanımının, FKK.nun 8/11. maddesinde yazılı ve ancak finansal kiralanandaki üçüncü kişilerin edinimini yasaklayan kuralla ortadan kaldırılması düşünülemez. Esasen TTK'daki kanuni rehin hakkı ile FKK nında yasaklanan 3. kişilerin mülkiyet iktisabı mahiyet itibariyle birbirinden farklı ve yekdiğeri ile çatışmayan kavramları ifade etmektedir. Bu belirleme finansal kiralama konusu geminin işletilmesi gemi malikine karşı haksız olmayıp, finansal kiralama sözleşmesine dayandığından, TTK nın 946. maddesinde yazılı kurala da uyarlık arz etmektedir.

b. Malikin Gemisinin Satılmasını Önleme İmkanı

Her halükarda malikin gemiye karşı yapılan takibi önlemek için, gemi alacaklısına alacağını ödemesi mümkündür. BK m. 109’da alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahsın başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet hakkı veya sair diğer bir ayni hakkı haiz bulunduğu takdirde tediye eylediği miktar nispetinde alacaklının haklarına kanunen halef olacağı hüküm altına alınmıştır. Keza TTK m. 915’te malik aynı zamanda borçlu değilse alacağı ödediği nispette alacaklının yerine kaim olacağı ve yine halefiyetin, alacaklının zararına olarak ileri sürülemeyeceği düzenlenmiştir. Her ne kadar doktrinde BK ya da TTK hükümlerine dayanma konusunda konusunda bazı tartışmalar olduğu vaki ise de gemi alacaklısına borcunu ödeyen malikin alacaklıya halef olacağından kuşku duymamak gerekir. 

Böylece alacak da sona ermeyip teminatları ile birlikte gemi malikine geçer. Bir başka deyişle malik gemisi üzerinde gemi alacaklısı sahibi olacaktır. Ancak malikin bu kanuni rehin hakkına dayanarak gemisi üzerinde icra takibi yapması mümkün olmayıp sadece diğer gemi alacaklıları gemiyi takip edip sattırmaları halinde sıraya girmesini temin edebilecektir. Bir başka deyişle gemi malikinin alacak hakkının sırası geminin satışı sonucunda ne kadar paranın malikte kalacağı konusunda belirleyici bir role sahip olacaktır.

 Ayrıca halefiyet prensibi gereğince finansal kiralama şirketi finansal kiralama sözleşmesine dayanarak ödemiş olduğu borcun tahsili için borçlu olan kiracı donatana müracaat edebilecektir. 

cc. FKK m. 19’un etkisi
 
FKK m.19’un gemi alacaklısının finansal kiralama konusu gemiyi takibine olan etkisi üzerinde de durmak gerekecektir. FKK m.19’da kiracının iflası veya aleyhine takip yapılması halinde iflas veya icra memuruna finansal kiralama konusu mala ilişkin olarak bazı tedbirler aması öngörülmüştür. Anılan maddenin ilk fıkrasında kiracının iflası halinde, iflas memurunun, İcra ve İflas Kanununun 221 inci maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre büro teşkilinden önce, finansal kiralama konusu malların tefrikine karar vereceği; ikinci fıkrada da kiracı aleyhine icra yoluyla takip yapılması halinde, icra memuru, finansal kiralama konusu malların takibin dışında tutulmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Aynı şekilde aynı maddede icra veya iflas memurunun kararına karşı yedi gün içinde itiraz edilebileceği hükme bağlanmıştır.  
  
 Bu hükmün amacı kiracının takibe uğraması halinde finansal kiraya konu malın takibin dışında tutulmasını sağlamaktır. Zira kural olarak kişinin sorumluluğu mal varlığına giren mallarla sınırlıdır. Ancak  bir gemi alacaklısı hakkı doğduğu zaman bu hakkın gemi ve navlun üzerinde kanuni rehin hakkını da ihtiva ettiği şüphesizdir. Geminin finansal kiralama konusu olduğu hallerde, malikin korunması amacıyla, bu nedenleri göz önüne almayarak,gemi alacaklısı hakkının gemiyi takibine imkan tanımaması, Deniz Ticareti Hukukundaki sisteme aykırı olup haklı görülemez.  
Gemi alacaklısı ve kanuni rehin hakkının izah edilen mahiyeti ve doğumunun engellenemeyeceği kuralı icabı, bu hakların kullanılması FKK.nun 19/1. maddesi öne sürülerek engellenemez. FKK.nun 19. maddesinde yazılı kiralama konusu malların iflasta tefriki ve icra takibinde takip dışı tutulması kuralları ile, kanundan doğan ve özel bir imtiyaz teşkil eden kanuni rehin hakkını birbirinden ayrı düşünmek gerekir. Geminin finansal kiralamaya konu edildiği hallerde deniz hukukuna özgü bu özel amaçların göz ardı edilerek, gemi malikinin korunmasının bir gereği ve dayanağı olamaz. Yargıtay da aynı FKK m. 19/2’nin bu şekilde anlaşılması gerektiğini ortaya koymuştur. Kanuni rehin hakkı geminin işletilmesinden doğup finansal kiralayanda gemi işletilmesini menfaat karşılığı kiralayıp devrettiğine göre, gemi üzerinde gemi alacağı ve kanuni rehin hakkı doğumu riskini de göze almış demektir. Gemi, donatan-borçlunun malvarlığına dahil olsun veya olmasın, malik veya zilyedi kim olursa olsun, rehin hakkının alacağın takip konusunu kanunen gemi teşkil ettiğinden onun iflas masasından tefriki ve icrada takip dışı tutulması mümkün olamaz.

 

KAYNAKLAR


Arkan, Sabih Gemilerle İlgili Finansal Kiralamadan Doğan Bazı Sorunlar, 
Prof Dr.Haluk Tandoğan Anısına Armağan,
Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara, 1990

Barlas, Nuray Gemi Alacaklısı Hakkı Veren Alacaklar ve
Gemi Alacaklısının Hukuku Niteliği, Beta, İstanbul, 2000