MEHMET SARI

HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

I. KANUN YOLLARI

A. Kavram
 Kanun yolu davanın taraflarına yerel mahkeme kararının yeniden incelenmesi ve gerekiyorsa değiştirilmesi için tanınmış bir başvuru yoludur. “Kanun yolu kavramından, bir kazai kararın, her şeyden önce bir hükmün daha üst bir mahkemede kontrol ettirilebilmesi için taraflara verilmiş bir usuli imkan anlaşılmalıdır .” Yerel mahkeme kararlarının yanlış olma ihtimali her zaman mümkün olduğundan hemen her hukuk sisteminde kanun yolu müessesesi kabul edilmiştir. Kanun yoluna müracaatla hüküm veren yerel mahkeme kararının kesinleşmesi önleneceğinden kanun yoluna müracaat imkanı da sonsuz değildir. Ayrıca kesinleşmiş yerel mahkeme kararlarına karşı kabul edilen kanun yolu da vardır.

 Hukuk sistemimizde ancak nihai kararlar için kabul edilmiş kanun yoluna müracaat imkanı üç tanedir: 1- Temyiz ,  2- Karar düzeltme,  3-Yargılamanın iadesi. Anılan kanun yollarından temyiz ve karar düzeltme nihai kararın kesinleşmesine engel olan kanun yollarından olup nihai bir yerel mahkeme kararına karşı temyiz ve/veya karar düzeltme yoluna müracaat edilmişse ancak söz konusu kanun yolu tüketilmesinden sonra anılan yerel mahkeme kararının kesinleşmesi mümkün olabilecektir. Yargılamanın iadesi ise kesinleşmiş yerel mahkeme kararları için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Bu durumda hukuk sistemimizde kabul edilen kanun yollarından temyiz ve karar düzeltmenin normal (adi) kanun yolu, yargılamanın iadesinin ise olağan üstü kanun yolu olduğu ileri sürülebilecektir.

 Genel olarak istinaf ve temyiz normal kanun yolu olmak üzere iki çeşit kanun yolu vardır. Fakat istinaf kanun yolu mevcut hukuk sistemimizde kabul edilmiş bir kanun yolu değildir. Şu anda tasarı aşamasında olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nda istinaf kanun yolunun düzenlendiğini görmekteyiz.

 Bu durumda öncelikle normal kanun yolu olarak hukuk sistemimizde mevcut olan temyiz, karar düzeltme ve yargılamanın iadesi kanun yolları hakkında genel bilgi verilmasi gerekmektedir.

B. KANUN YOLUNA BAŞVURUNUN ÖZELLİKLERİ

 Kanun yoluna başvuruda genel olarak bazı özellikler göze çarpmaktadır. Her ne kadar yukarıda genel olarak iki çeşit kanun yolu olduğundan bahisle normal ve olağanüstü kanun yolları zikredilmişse de genel şartların her iki kanun yolu için de geçerli olduğunu söylemek mümkün olabilecektir.

 Kanun yoluna başvuranın bu hukuki yola müracaatında hukuki yararı bulunması bir zorunluluktur. “Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki hukuki yararı bulunmak şartıyla hükmü temyiz edebilir.”(HUMK m. 427) Bu durumda davası kabul edilmiş bir davacının veya aleyhine açılan dava red olunmuş davalının kural olarak kararı temyiz edememesi gerekir. Ancak bu kuralın sıkı bir şekilde uygulanması doğru olmaz. Bu gerekliliği göz önünde bulunduran kanun koyucunun “hukuki yarar” ölçütünü benimsemesi manidardır. Bu durumda hükmün, onu temyiz etmek isteyen tarafın talep sonucuna tamamen uygun bulunmaması halinde kanun yoluna müracaat etmesinde yasal bir mani olmadığı ortaya çıkmaktadır . Zira bu ihtimalde kanun yoluna başvuruda hukuki yarar şartının yerine geldiği  şüphesizdir. Bununla birlikte taraflardan biri kanun yoluna başvurmuşsa karşı tarafın da katılma yoluyla yani kanun yoluna başvuranın temyiz dilekçesine cevap vererek kanun yoluna başvurması da mümkündür.

 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda her kanun yoluna başvurmanın belli bir sure ile sınırlı tutulduğunu görmekteyiz (HUMK m.432,437, 440, 447). Anılan süreler içerisinde bir karar karşı kanun yoluna başvurulmazsa kanun yoluna başvuru hakkı düşecektir. Eğer geçirilen kanun yolu normal kanun yolu ise bu durumda doğal olarak yerel mahkeme kararı kesinleşecektir.

 Kanun yoluna başvuruda bulunan ihtiyaridir. Yani bir taraf kanun yoluna başvuru hakkı doğduktan sonra dilerde bu hakkını kullanmayabileceği gibi, kanun yoluna başvurduktan sonra da bu hakkından feragat edebilir. 

C. KANUN YOLU ÇEŞİTLERİ

1. Temyiz
 
 Yerel mahkemenin nihai kararına karşı başvurulabilecek ilk kanun yolu temyizdir. Bu kanun yolunda hüküm veren mahkemenin kararı yalnız hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Yani yerel mahkemece sunulan olayların usule uygun olarak incelenip incelenmediği, özellikle o olaylara kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir. Temyiz incelemesinde yeni olayların sunulması mümkün olmadığından bu kanun yolunda yalnız “hukukun yanlış uygulandığı” sebebine dayanılır .

 Temyiz talebinin dinlenebilmesi için temyiz edilen karar verilirken hukukun yanlış uygulandığını bildirmek yeterlidir. Hukukun yanlış uygulanıp uygulanmadığı, yanlış uygulanmış ise hangi kanun hükmünün uygulanması gerektiğini tespit etmek kanunu kendiliğinden uygulamakla yükümlü olan Yargıtay’ın görevidir.

Ayrıca her tür karar için temyiz yolu da kabul edilmiş  değildir . Bir kararın temyiz edilip edilemeyeceği Kanun tarafından belirlenir. Kural olarak “mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir”(HUMK m. 427).

 

a. Temyiz Sebepleri
 
 Yerel mahkemenin vermiş olduğu nihai kararların bir hukuk kuralının yanlış uygulandığı sebebine dayanarak temyiz edilebileceğine değinmiştik. Bir hukuk kuralını yanlış uygulanması o hukuk kuralının hiç uygulanmaması veya eksik uygulanması şekline karşımıza çıkabilir. Burada yanlış uygulanan kuralın yanlış karar verilmesine sebebiyet vermesi zorunludur. Bu durumda HUMK 428. maddesinde sayılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde maddi hukuka ve usul hukukuna ilişkin sebepler şeklinde bir ayrım yapılması faydalı olacaktır.

aa. Maddi Hukuka İlişkin Temyiz Sebepleri

 Yerel mahkemenin nihai kararını etkilemiş olan maddi hukuk kurallarının yanlış uygulandığı bütün durumlar temyiz sebebidir. “Kanunun ve iki taraf beynindeki mukavelenin yanlış tatbik edilmiş olması” (HUMK m. 428/1) ve “Meselei maddiyenin takdirinde hata edilmesi” (HUMK m.428/5) yasada sayılan maddi hukuka dayanan sebeplerdendir. Maddi meselenin takdirinde hata yapılmasının temyiz incelemesine konu edilmesi istinaf mahkemelerinin yokluğunda beliren boşluğun doldurulması amacına yönelik bir hüküm olduğu göze çarpmaktadır.

Ancak Yargıtay’ın kararların maddi yönünün de incelemeye tutması kararın maddi haklılığına öncelik verilmesi gibi bir sonucu da berberinde getirmektedir. Ayrıca bu sınırları oldukça geniş inceleme, niteliği gereği oldukça temyiz yargılamasının çok daha uzun sürmesine sebep olmaktadır. Zaten işlerin yoğunluğunun Yüksek mahkemeyi neredeyse çalışamaz hale getirdiği bilinen bir gerçektir. Hal böyle iken maddi vakıa incelemesine yönelik bu madde hükmü uygulaması bazı tartışmalara sebep olmuştur. Nitekim Yargıtay bir ictihadı birleştirme kararında “Temyiz mahkemesi bir hüküm mahkemesi olmayıp, asliye ve sulh hukuk mahkemelerinden verilen hükümlerin mevzu kanunlara uygun olup olmadığını tetkik ile mükellef bir teşekküldür” . 

bb. Usul Hukukuna İlişkin Temyiz Sebepleri

 Usul hukukuna ilişkin bir kuralın yanlış uygulanmış olması halinde verilen nihai kararın değişip değişmeyeceği sorunu farklı bir özellik arz eder. Bu nedenle bazı usul hatalarının mutlaka nihai kararı değiştireceğinin kabulü bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Alman Hukuku’nda da böyle bir ayrım yapılmaktadır . Kuru kanunun bir taraftan yargılama usulüne muhalefet edilmesinin hangi şartlarla bozma sebebi olabileceğini düzenlerken (HUMK m. 428/4 ve fıkra II; nispi temyiz sebebi), diğer taraftan mahkemenin görevsiz olmasını kayıtsız şartsız temyiz sebebi sayması karşısında (HUMK m. 428/2, mutlak temyiz sebebi)  HUMK açısından da böyle bir ayrım yapılabileceği sonucuna varmaktadır.

aaa. Mutlak Temyiz Sebepleri
 
Bu durumda HUMK m. 428 2,3 ve 6. fıkralarında sayılan temyiz sebeplerinin mutlak temyiz sebebi olduğu sonucuna varmak gerekecektir: Davaya bakan mahkemenin görevsiz olması, tarafları ve sebebi aynı davalar hakkında çelişik kararlar verilmiş olması ve nihayet taraflardan birinin sunduğu delillerin kanuni sebep olmaksızın reddedilmesi mutlak temyiz sebeplerindendir.

Ayrıca yargı yolunu caiz olmaması, bir davaya bakması yasak olan hakimin yargılamaya veya karara iştirak etmiş olması, vekil veya mümessil olmayan kişilerin huzuruyla karar verilmiş olması, hükmün gerekçesiz olması ve herhangi bir dava şartının bulunmamamsı da mutlak temyiz sebebi olarak kabul edilmektedir . Mutlak temyiz sebeplerine ilave olarak belirtilen sebeplerin çoğunun aynı zamanda yargılamanın iadesi sebebi olması veya m. 428 de anılan düzenlemeye dayanması dikkat çekicidir.

 

bbb. Nispi Temyiz Sebepleri

 Yukarıda anılan bu mutlak temyiz sebepleri dışında bir usul hukuku kuralının yanlış uygulanması temyiz sebebi teşkil edebilmesi için bu yanlış uygulamanın aynı zamanda verilen kararı değiştirecek nitelikte olması gerekmektedir. Hangi usul hukuk kuralının yanlış uygulanması halinde verilen kararı değiştirecek nitelikte olduğunu sayma yöntemi ile belirleme olanağı yoktur. Somut olayın özelliğine bakılarak bir sonuca varmak mümkün olacaktır. Sonuç üzerine etkisi olan ve bu nedenle bozma teşkil eden usul yanlışlığını Yargıtay takdir edecektir.

b. Temyiz İncelemesi

 Taraflardan en az birisinin başvurusu ile temyiz incelemesi mümkün olabilir. Her ne kadar temyiz kanun yoluna başvuru hükmün kesinleşmesine engel olursa da, kural olarak hükmün icrasını durdurmayacaktır. Böyle bir durumda hükmün icrasına maruz kalmak istemeyen temyiz eden taraf teminat gösterip, Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı alarak hükmün icrasını durdurabilir. (HUMK m. 443, I; İİK m. 36)

 Yargıtay ilk önce temyiz talebi hakkında ön inceleme yapar ve mesmu olduğu sonucuna varırsa temyiz talebi hakkında esasa girerek inceleme yapar. Yargıtay esas hakkındaki incelemesi sonucunda bozma, onama veya hükmün değiştirilerek/düzeltilerek onanması şeklinde kararlardan birini verecektir.

 Yargıtay temyiz sebeplerini yerinde gördüğü veya resen temyiz sebepleri tespit ettiği takdirde yerel mahkeme kararını tamamen veya kısmen bozacaktır. Yargıtay bozma kararı üzerine dosyayı kararı veren yerel mahkemeye veya uygun göreceği bir başka bir başka mahkemeye gönderecektir (HUMK m. 429/1). Dosya kendisine gelen mahkeme de tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir (HUMK m.429/II).

 Yargıtay temyiz edilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varırsa yerel mahkeme kararını onar. Yargıtay’ın onama kararı karar düzeltme yolunun kapalı olduğu durumlarda veya karar düzeltme talebinde bulunulmaması durumunda karar kesinleşir. Karar düzeltme yoluna başvurulması halinde bu karar düzeltme talebinin Yargıtay’ca reddedilmesi halinde karar kesinleşecektir.

 Yargıtay temyiz olunan hükmün bozulması gerekmesine rağmen yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı hallerde hükmü değiştirerek veya düzelterek onayacaktır. 

2. Karar Düzeltme

 Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonucu verdiği kararlarına karşı kabul edilen bir kanun yolu daha vardır. Karar düzeltme olarak nitelenen bu kanun yolunda zaten bir Yargıtay kararının yeniden incelenmesi söz konusu olduğundan kararı veren makama başvurulmaktadır. Bu sebeple karar düzeltme Yargıtay’ın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesine imkan veren “kendine özgü” bir kanun yoludur .           

 Karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için söz konusu kararın öncelikle temyiz edilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca Yargıtay’ın her kararına karşı da karar düzeltme yoluna gidilmesi mümkün değildir .

a. Karar Düzeltme Sebepleri

Karar düzeltme sebepleri HUMK 440. Maddesinde sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Bu durumda karar düzeltme sebeplerinin aşağıdakilerden ibaret olduğu görülebilecektir:

1. Temyiz dilekçesi ve karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması (HUMK m. 440/I-1),
2. Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması (HUMK m. 440/I-2),
3. Yargıtay’da temyiz incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması (HUMK m. 440/I-3),
4. Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması (HUMK m. 440/I-4),

b. Karar Düzeltme İncelemesi

Yargıtay kararına karşı hukuki yararı olan taraf karar düzeltme yoluna gidebilecektir. Karar düzeltme talebi kararı vermiş olan Yargıtay dairesinde veya Hukuk Genel Kurulu’nda incelenir. Karar düzeltme incelemesi dosya üzerinden yapılır.

İlk önce karar düzeltme talebinin mesmu olup olmadığı incelenir. Talebin mesmu olduğu anlaşıldıktan sonra karar düzeltme talebinin kanunun saydığı sebeplere uygun olup olmadığı araştırılır. İnceleme sonucunda karara düzeltilmesine ilişkin talebin sayılan sebeplerden birine veya daha fazlasına girdiği anlaşılırsa talebin kabulüne karar verilecektir. Bu karar ile karar düzeltme talebinin esasına ilişkin bir karar verilmiş olmaz. Aksine sadece kararın esasının incelenmesine geçildiği anlamındadır. Yargıtay karar düzeltme talebini esastan inceleyecek ve daha sonra karar düzeltme talebini esastan red veya kabul edecektir.

3. Yargılamanın İadesi

 Yargılamanın iadesi olağanüstü bir kanun yoludur. Bu kanun yolu bazı ağır yargılama hatalarından ve eksikliklerinden dolayı maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur.


 
Yargılamanın iadesi sebepleri HUMK m. 445’te 10 bent halinde sınırlı sayıda olmak üzere sayılmıştır. Yargılamanın iadesi talebi hükmü veren mahkemeye bir dava olarak açılır ve o mahkeme tarafından karara bağlanır. Yargılamanın iadesi talebinde bulunulmuş olması hükmü kendiliğinden durdurmaz. Ancak mahkeme davacıdan teminat isteyerek icranın durdurulmasın karar verebilir. Ayrıca yargılamanın iadesi davası mutlaka duruşma yapılarak incelenir.

İKİNCİ BÖLÜM

I. İSTİNAF KANUN YOLU

A. Kavram

 İstinaf yeniden başlamak, sözün başlangıcı ve söz başı anlamlarına gelen Arapça kökenli bir kelimedir . Bir kanun yolu olarak istinaf bidayet mahkemesinden verilen hükmün bir üst mahkemeye başvurarak feshini isteme anlamına gelmektedir. İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemeleri tarafından verilen nihai kararların hem maddi mesele hem de hukuki yönünden denetlenmesi anlamına gelmektedir.

Kısaca belirtmek gerekirse istinaf yargılamasını yapacak makam maddi meselenin tespitinde hata bulursa ilk derece mahkemesinin verdiği hükümle bağlı olmaksızın davaya yeni baştan başlayacak, delillerle yüz yüze gelecek ve böylece maddi olayın tanımlanmasını da bizzat yapacaktır. Buna bağlı olarak, maddi olaya uygulanacak hukuki normları tespit edecek ve uygulayacaktır. Yaptığı inceleme sonucunda ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya ve maddi olaylara uygun olduğunu tespit ederse, istinaf davasını redderek ilk derece mahkemesinin kararını onayacaktır. Eğer ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya ve maddi vakalara uygun olmadığını tespit ederse ilk derece mahkemesinin hükmünü ıslah ederek yargılamayı bizzat yapacak ve doğru kararı yine kendisi verecektir.

Yukarıda da arz edildiği gibi maddi ve hukuki meselenin bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi şeklinde kabul edilen kanun yolu muhakemesi istinaftır. Bu durumda istinaf kanun yolunun temyiz mahkemesinden ayrılan en bariz özelliğinin delillerle aracısız temas edilerek esas hakkında karar vermenin mümkün olmasıdır.

B. İstinafın Tekrar Kabulü Meselesi

 Hukuk sistemimizden 1924’te beklenen faydayı vermediği ve işleri uzattığı gerekçe gösterilerek kaldırılan istinaf mahkemelerinin yeniden kurulması gerektiğini savunanlar olduğu gibi, hiçbir faydası olmayacağını ileri sürenler de vardır . İstinaf mahkemesi ile ilgili görüşleri Kunter-Yenisey şu şekilde özetlemiştir .

“İstinaf mahkemelerinin yeniden kurulmasının lehinde olanlar:
a. Tarihin her devrinde adli teşkilatı ileri ve gelişmiş olan ülkelerde istinaf vardır.
b. İstinaf bugün de hemen her ülkede vardır.
c. İlk mahkemeler etki altında kalabilir
d. İstinafta belli alanlarda uzmanlaşma olabilir.
e. Uyuşmazlığın ikinci defa halledilmesi isabetli karar verilmesini sağlar.
f. İstinafın varlığı Yargıtay’ın iş yükünü azaltır.
g. İstinaf mahkemelerinin daha fazla hakimden oluşması da bir güvencedir.

İstinafın tekrar kabul edilmesinin aleyhinde olanların te4zleri ise şöylece özetlenebilir:

a. İstinaf ilk defa feodalitenin yıkılması sırasında ortaya çıktı. Krallıklar mahkemelerin yetkisini azaltmak için böyle bir usul öngördüler. Yani hukuki değil siyasi mahkemelerdi.
b. İstinaf her ülkede yoktur. Kabul edilmesinde tarihi ve siyasi etkiler ağırlıktadır. Hatta kaldırılması yönünde eğilim vardır.
c. İstinaf mahkemesi hakimleri daha çok etki altında kalabilir. Önemli olan hiç bie hakimin etki altında kalamamasıdır.
d.  İstinaf muhakemesinin varlığı ilk derece mahkemelerini “nasıl olsa bir kere daha incelenecek” rehavetine sokar.
e. İstinafın kabul edildiği ülkelerde istinaf yaygın bir kanun yolu olmayıp sınırlı durumlar için kabul edilmiştir.
f. Yargıtay’ın yargı yükünü azaltmak için alınacak asıl tedbirler başkadır.

Bu konuda doktrinde uzun zamana yayılan bir süreçte değişik görüşler ileri sürüldüğü ve hatta bazı yazarların aradan yıllar geçmesine rağmen görüşlerini aynen tekrar yayınlamak zorunda kaldığı vakidir . Bunun yanında hukuk sistemimizin aksak ve eksik bir çok yönünün olduğu hukukçuların yabancısı olmadığı bir gerçektir. Adliyelerimiz yoğun iş yükü altında neredeyse çalışamaz hale gelmiştir. Bazı mahkemelerden üç aydan önce duruşma günü almak mümkün değildir. Hal böyle iken istinaf mahkemelerine kurtarıcı gözüyle bakmak aldatıcı olacaktır. Bir başka örnekle ifademizi netleştirmek gerekirse; yine ülkemizin kökleşmiş sorunlarından olan üniversiteye giriş sorununun yoğun bir şekilde tartışıldığı bir dönemde bir yazarımızın “bu ülkede üniversiteye girecek öğrenci sayısı ile öğrencileri kabul edecek üniversite sayısı değişmediği takdirde konuşulan bu sorunların hiç biri çözülmeyecektir” şeklindeki tespiti haklıdır .

 

Yani sisteme ait sorunların tespitinde veya çözüm yollarının analizinde meselenin köküne inip artık temel çözümler bulmak geç kalınmış bir zorunluluktur. İstinaf mahkemelerinin kabul edilmesi veya edilmemesi sorununa da bu açıdan bakılması yanıltıcı olmayacaktır. Öncelikle söylenmesi gereken adliyeye teşkilatına yeterli kaynak ayrılmasının geciktirilmeden yerine getirilmesi gereğidir . Bir başka ifade ile mahkemelerimiz nicelik ve nitelik bakımından yeteri kadar hakim, baş katip, zabıt katibi vs memur ile donatmak, adliye binalarını ıslah etmek, adliye personelini teknolojik gelişmelerden maksimum düzeyde faydalandırmak sonuçta davaların ucuz basit ve çabuk surette görülmesini temin etmek gereklidir.

C. İSTİNAF MAHKEMELERİNİN GEREKLİLİĞİNİ İHTAR EDEN 
     SEBEPLER

1. Maddi Olayların Üst Mahkemece İncelenmesi Zarureti

Uyuşmazlığın çözümünde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması gerekmektedir . Yerel mahkeme önüne gelen olaya hukuksal değerlendirmeyi yaparak hükmünü inşa edecektir. Elbette mahkemenin maddi gerçeğe ulaşmasına deliller aracılık edecektir. Bu durumda sadece dava dosyasına bakarak her türlü delile ulaşılamayacağı ve dolayısıyla maddi olayın tam olarak tespit edilemeyeceği her türlü izahtan varestedir. Özellikle bazı delillerle doğrudan temas kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Üst mahkemenin karar verilmesi doğrudan görülmesinde fayda olan hallerde yargılama yapması gerekirse keşif yapması veya tanığı dinlemesi bu açılardan önem kazanmaktadır. Türkiye’de bu anlamda üst mahkemelerinin olmayışı adaletli karar vermek düşüncesi ile Yargıtay’ı maddi meseleyle de uğraşmak zorunda bırakmıştır. Bu doğrultuda usul kanunlarımızda da değişiklikler yapılmış ve Yargıtay’ın fonksiyonu değiştirilmiştir (HUMK m. 438, CMUK m. 322).

Bir başka görüşe göre de bir davanın ilk önce ilk derece mahkemesinde bir kere de istinaf mahkemesinde incelenmesi, verilecek hükmün doğru ve isabetli olmasını sağlayacaktır . Ancak bu görüş ilk bakışta haklı gibi görülse de bazı olumsuzlukları da birlikte bünyesinde barındırdığı anlaşılacaktır. İlk derece mahkemesinin yapacağı yargılamanın bir formalite haline dönüşmesi tehlikesi de mevcuttur. Zira istinaf mahkemesi yeniden yargılama yapacaktır. Bu da ilk derece mahkemelerinin itibarını azaltacaktır.

Ayrıca bu şekilde yapılacak yeni yargılamanın sebep olacağı zaman kaybı da önemsenmesi gereken bir kayıptır. Zira her ilde kurulamayacak istinaf mahkemelerinin yeniden yargılama yapmaya kalkışması oldukça uzun bir yargılama sürecini dolayısıyla kesin hükme ulaşmada gecikmeyi akla getirmektedir.

2. Yargıtay’ın İş Yüküne Etkisi

Yargıtay içtihat birliğini sağlamak görevi ile bir anlamda kanunların koruyuculuğunu da üstlenmiştir. Zira kanunların yeknesak olarak uygulanmadığı yani aynı kanun maddesinin farklı şekillerde uygulandığı bir coğrafyada hukuki güvenlikten bahse imkan yoktur. Bu durumda Yargıtay’ın içtihat mahkemesi görevini daha iyi yerine getirmesi yolunun açılması gerekir. Bunun pratik sonucu da Yargıtay’ın ilk derece mahkemelerince verilen kararların maddi yönünü incelemek zorunda bırakılmaması aksine verilen hükmü inceleyerek sadece hukuka uygunluk noktasından denetleme yapmasıdır. Aksi takdirde Yargıtay’ın içtihat mahkemesi görevini yapamaması veya en azından gereği gibi yapamaması gündeme gelecektir.

Bu aşamada istinaf mahkemeleri bir üst mahkeme olmakla verdiği kararın davanın tarafları arasında vicdani tatmin sağlayacağı faraziyesinden yola çıkarak Yargıtay’ın iş yükünü azaltacağı ileri sürülebilecektir. Aynı zamanda istinaf mahkemesinin vereceği bazı kararlara karşı temyiz yolunun kapalı tutulacağı da göz önüne alınırsa anılan fayda sağlanabilecektir .  Bunun yanında istinaf mahkemelerinde görev yapan hakimlerin daha fazla sayıda hakimden oluşması veya daha tecrübeli olması bu savı güçlendirmektedir. Bu durumda istinaf mahkemelerinin Yargıtay’ın iş yükünü hafifleteceği kanısına varmak yanlış olmayacaktır.

3. Hakimler Üzerindeki Yerel  Etkilere Tesiri
İstinaf mahkemelerinin büyük merkezlerde kurulması hakimlerin yerel etkilere maruz kalabileceği iddia edilerek bu sebeple istinaf mahkemelerin kurulmasının gerekli olduğu ileri sürülmüştür .

Kanaatimizce bu geçerli bir gerekçe olamaz. Her şeyden önce ileri sürülen bu tez gerçekliği oranında ilk derece mahkemelerini şüphe altında bırakan ciddi bir iddiadır. Ayrıca ilk derece mahkemelerinde görev yapan hakimlerimiz açısından yerel etkilerden endişe ediliyorsa, o takdirde merkezi bölgelerde istinaf mahkemelerinde görev yapacak hakimlerimiz açısından da merkezi etkilerden endişe duymak gerekecektir. Bu durumda hakimin hukuka uygun karar vermesine mani olan her ne sebep varsa o sebebin izalesi yönünde tedbir almak gereği açıktır. Yani asıl olan hakimlerin bu etkilerden kurtulmasını engelleyecek doğrudan önlemleri alabilmektir. Yoksa mahkemeleri oradan buraya taşıyarak çözülebilecek bir problem değildir.

4. Çağdaş Hukukun Etkisi
Adil yargılama açısından gelişme kaydeden bir çok ülkede üst mahkemelerin kabul edilmiş olması; kısaca Almanya’da Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu kabul ettiğimiz İsviçre’de ve Fransa’da istinaf mahkemeleri bulunmaktadır. Yargılama sisteminde değişiklikler yapılırken elbette gelişmiş sistemlerden faydalanmak olumlu sonuçlar verecektir. Ancak kanaatimizce yapılması düşünülen değişikliklerde ülkemiz gerçeklerini de göz önünde bulundurmak zorunludur. Burada ülkemiz gerçekleri ile kastedilen adalet teşkilatımızın yoğun iş yükü karşısında hali hazırdaki imkanlarıdır.
II. TASARININ GETİRDİĞİ YENİ DÜZENLEMELERLE İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER

 Daha önce de bir çok kez istinaf mahkemelerinin kurulması için çalışmalar yapılmış tasarılar hazırlanmışsa da bu tasarıların hiç biri kanunlaşamamıştır.  Şu anda da bir başka tasarı gündemdedir . Bu tasarı ile ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararların olaylara, maddi hukuka, ve usul hükümlerine  uygunluğunu denetlemek üzere Bölge Adliyeleri Mahkemeleri  (İstinaf) kurulmuştur. Bunun yanında tasarı ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmış, kanuna bazı yeni maddeler eklenmiş ve bazı maddeler de yürürlükten kaldırılmıştır.

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin Kurulması

 Bu tasarıda ağırlıklı olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin kurulmasına yönelik değişiklikler yapılmakla yetinilmiş ayrıca günümüz ekonomik ve mali koşullar göz önünde tutularak parasal miktar ve sınırlamalar artırılmıştır. (Madde 1) Yine tasarıda yapılan düzenleme ile HUMK’ta ilk derece mahkemelerinin hüküm ve kararlarına karşı kanun yolunu ifade eden ibareler istinaf yolu olarak değiştirilmiş (Madde 10), hüküm mahkemesi hakimlerinin reddi ile ilgili kararların  incelenmesi bakımından istinaf yolu getirilmiş, bölge adliye mahkemesi başkan ve üyelerinin reddi halinde verilecek kararların incelenmesi bakımından ise temyiz yolu öngörülmüştür.  
 
2. İstinaf Yoluna Başvuruda Alt Sınır

Aynı zamanda temyiz incelemesine paralel olarak ilk derece mahkemelerinin nihai kararlarına karşı gidilebilecek bir kanun yolu olduğu belirtilmiştir. Ayrıca değeri 500.000.000 TL’yi geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararların kesin olması nedeniyle bu kararlara kaşı istinaf yoluna gidilmesi mümkün olmayacaktır. (Madde 17- 426/A) Kanımızca 500.000.000 TL’lik alt sınırın daha yüksek tutulması değeri belirli bir meblağı geçmeyen davaların daha fazla uzamadan kesinleşmesini temin ederdi.

3. İstinaf Yoluna Başvuruda Süre

 İstinaf yoluna başvuru süresi 30 gün olarak tespit edilmiş (Madde 17- 426/E), ancak  istinaf dilekçesine cevap süresi ise 15 gün olarak öngörülmüştür (Madde 17- 426/G). Kanımızca istinaf yoluna başvuru için 30 gün süre öngörülmesi doğru olmamıştır. Temyiz için kabul edilen 15 günlük süreden ayrılmanın mantıklı bir gerekçesi yoktur. Tasarının gerekçesinde bölge adliye mahkemesinin başvuranın istemi ile bağlı olarak inceleme yapacak olması karşısında istemlerin tam ve eksiksiz olarak hazırlanabilmesi için  30 günlük sürenin öngörüldüğü belirtilmişse de anılan gerekçeye katılmak mümkün değildir. Zira yeni hazırlanacak herhangi bir şey yoktur. Zaten ilk derece mahkemesinde yargılaması yapılmış bir dava bölge adliye mahkemesine gönderilmektedir.

Esasen usule ilişkin yasal düzenlemelerde kanun yoluna başvuru süreleri oldukça dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Gerçekten de yasalarımızda 7 gün, 8 gün, 10 gün, 15 gün, 30 gün gibi farklı sürelere rastlamaktayız. Halbuki başvuru sürelerine ilişkin birlik sağlanması gerekmektedir. Aslında farklı mahkemelerden verilen kararlara karşı farklı başvuru süreleri getirilmesini gerektiren yeterli bir sebep yoktur. Hatta tasarıda istinaf yoluna başvuru için 30 günlük süre öngörülmesine karşılık cevap için 15 günlük süre verilmesinin hiçbir makul gerekçesi olmaması gerekmektedir.

4. Bölge Adliye Mahkemesinin Vereceği Karar Ve Etkisi

Her ne kadar istinaf kanun yolunda Bölge Adliye Mahkemelerinde yeniden yargılama yapılması öngörülmüşse de bu hüküm mutlak değildir. Hüküm mahkemesi kararının usul ve esas açısından hukuka uygunluğunun tespiti halinde; bu durum tekrar yargılanmayı gerektirmiyorsa hüküm mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esastan karar verilecektir (Madde 17- 426/G-II). Tasarının bu düzenlemesi yargılamanın daha fazla uzamasının engel olmak açısından yerinde olmuştur.

Ayrıca istinaf yoluna başvurmanın ilk derece mahkemesinin kararının icrasını durdurmayacağı tasarıda hüküm altına alınmıştır (Madde 17- 426-J). Anılan düzenlemede mevcut sistemimizdeki ilk derece mahkeme kararlarının kesinleşmeden icra edilebilmesine ilişkin ilke korunmakta hem de istinaf yoluna başvurulmasının hakkın yerine getirilmesinin geciktirici bir etki doğurması önlenmektedir. Ayrıca anılan maddede icranın geri bırakılmasına ilişkin İİK 36. maddesindeki hükmün saklı olduğu belirtilmiştir (Madde 17- 426/2.cümle). Kanaatimizce istinaf yoluna başvurulmuş olmasının kararın icrasını etkilememesine yönelik hüküm başvurunun geciktirici olmayacağını sağlayacağı için olumlu ise de bir taraftan da maddi vakaların dahi yeniden inceleneceği bir istinaf yargılaması ile çelişik bir görüntü arz edebilecektir. Her şeye rağmen başvurunun kararın icrasını durdurmamasının öngörülmesi olumludur ve mevcut sistemimizle de uyumludur.

5. Bölge Adliye Mahkemesinin Çalışma Usulü Ve İstinabe

Bölge Adliye Mahkemelerinin çalışma usulüne ilişkin tasarıda incelemenin (tahkikat) heyetçe veya görevlendirilecek bir üye tarafından yapılması hüküm altına alınmıştır. Ayrıca başka bir bölge adliye mahkemesi veya ilk derece mahkemesinin inceleme istinabe edilebileceği de öngörülmüştür. (Madde 17- 426N). Bölge Adliye Mahkemelerinin birden fazla ili kapsayan belirli bölgelerde kurulacağı göz önünde tutulursa keşif bilirkişi incelemesi tanık dinlenmesi gibi mahallinde yapılması gereken işlemlerin nasıl yapılacağıdır. Meseleyi biraz daha açacak olursak mahallinde işlem icra edilmesi gereken yer bir bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi içinde bulunmakla beraber il merkezi içinde olmadığı halde sorun nasıl çözülecektir. Tasarı gerekçesinde de açıklandığı üzere bu tür ihtiyaçların giderilmesi için ihdas edilen ilk derece mahkemeleri arasında uygulanan istinabe usulünün kabulü sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır.

Kanımca tasarının en fazla eleştiriye açık yönlerinden biri olan  bölge adliye mahkemesinin delillerle temasının zaman ve emek kaybı açısından getireceği külfetin bir nebze olsun giderilmesi amaçlanmıştır. Ancak bölge adliye mahkemesinin bir ilk derece mahkemesini istinabe etmesi durumunda bu muhtemelen yargılamayı yapan ilk derece mahkemesinden sonra gelen bir ilk derece mahkemesi olacaktır. Örnek vermek gerekirse ilk derece mahkemesi ve dolayısıyla hüküm mahkemesi olarak Zeytinburnu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi yargılamayı yapmış olsun. Bölge Adliye Mahkemesi’nin mahallinde keşif yapılması keza mahallinde tanık dinlenmesini istinabe yoluyla yapmak istediği faraziyesinde bu kez Zeytinburnu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ni istinabe edeceğini düşünelim . Bu örnekte “eski tas eski hamam” deyişini hatırlatan bir benzetme ile neyin değiştiği akla gelebilecektir. Kısaca belirtmek gerekirse istinabe yolu ile yargılamada istinaf yargılamasından beklenen önemli bir faydanın da ihmal edilebileceği endişesi haklı olarak akla gelebilecektir.

6. Bölge Adliye Mahkemelerinin Kararına Karşı Karar Düzeltme Yoluna Gitme

Tasarının olağanüstü bir kanun yolu olarak karar düzeltme usulünü de düzenlediğini görüyoruz. Anılan maddede bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı karar düzeltme usulü, ancak hükmün ve kararın özüne ve niteliğine doğrudan doğruya etkili olmak üzere istinaf veya cevap dilekçesinde belirtilmiş bir hususun göz önüne alınmayarak değinilmemiş olması halinde geçerlidir (Madde 17- 426/V).

Her şeyden önce istinaf kanun yolu kabul edildikten sonra halen karar düzeltme kanun yolunun terk edilmemiş olması usul ekonomisine aykırı olduğundan eleştiriye tabi olacaktır. Biz de karar düzeltme kanun yolunun istinaf kanun yolunun kabulünden sonra artık gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Ancak tasarının ilgili maddesinde karar düzeltme yolunun çok sınırlı bir durumda –belirtilmiş bir hususun göz önüne alınmamış olması halinde- kabul edilmiştir. Yasa koyucu anılan madde ile adli bir hatanın önüne geçmek istemiştir. Ancak uygulamada karar düzeltme yolunun mahkeme kararının kesinleşmesine engel olmak için sıklıkla kullanılan bir kanun yolu olduğu bilinen bir gerçektir. Bu doğrultuda tasarının anılan maddesi her ne kadar iyi niyetli olarak sevk edilmişse de; kötü niyetli uygulayıcıların eli ile en fazla suistimale açık bir hükmü olacağından şüphe duymamak gerekir.  
    
7. Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarına arşı Temyiz

Aynı zamanda tasarıda, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar ve değeri iki milyar lirayı geçmeyen davalara ilişkin kararlarının kesin olduğu belirtilip, anılan kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır (Madde 17- 428). Kanımızca alt sınırın daha yüksek tespit edilmesi maksada daha uygun olurdu. Bunun yanında Sulh Hukuk Mahkemesinin görevine giren davalar ve nüfus kayıtlarını değiştirilmesine ilişkin kararlar aleyhine temyiz yoluna gidilemeyeceği belirtilmiştir (Madde 17- 428/2). 

     8. Yeni Delil İleri Sürülmesi Olasılığı

Ayrıca tasarıda Bölge Adliye Mahkemelerinde görülen davalarla ilgili karşılık dava açılamayacağı, davaya katılma isteminde bulunulamayacağı davaların ıslahı veya birleştirilmesi istenemeyeceği ve ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyeceği ve yeni delillere dayanılamayacağı öngörülmüştür. (Madde 17- 426/R). Tasarının yapılamayacak işlemler başlıklı anılan maddesi yerinde olmuştur. Zira yasak kapsamında olan işlemlerin yapılmasına cevaz verilmiş olsaydı ilk derece mahkemesinin yapacağı yargılama tamamen formaliteden ibaret kalacaktı.

9. Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarının Bozulma Sebebi

Bununla birlikte tasarıda temyiz edilen kararın hangi nedenle bozulacağı belirtilmiştir. (Madde 17- 437). Anılan maddede hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, dayanılan delillerin kanuni bir dayanak olmaksızın kabul edilmemesi ve karar etki eden yargılama hatası ve eksikliklerin bulunması kısmen veya tamamen bozma sebebi olarak gösterilmiştir. Bozma sebeplerinin sınırlı sayı ile sınırlandırılması isabetli olmuştur. Her şeyden önce Yargıtay’ın iş yükünün hafifletilmesi istinaf kanun yolunun kabul edilmesinde önemli bir sebep olduğu için anılan maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan da geçtiği göz önüne alınarak bazı bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyize gidilemeyeceği öngörülmüştür.

10. Kanun Yapma Tekniği Açısından Değerlendirme

Tasarı geneline getirilebilecek eleştirilerden bir tanesi de yasa yapma tekniği açısından HUMK’ta yapılması öngörülen değişiklikleri kodlanma sistemidir. Zira tasarının 17. maddesi ile 426/A ila 426/V maddeleri eklenmiştir. Bu şekilde bir düzenleme getirilmesi belki bir zorunluluktur ama uygulamada bazı karışıklıklara sebebiyet vereceği de muhakkaktır. Biz usul kanunundaki değişikliklerin sadece istinaf mahkemelerinin kabul edilmesi ile sınırlı kalmamasını usul kanununda köklü değişiklikler yapılmasının daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Böylece anılan karmaşanın da önüne geçilebilecektir .  

III. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

 İstinaf kanun yolu uzun yıllar gündemden düşmediği gibi bir türlü yürürlüğe de giremeyen bir kurum olarak karşımızda durmaktadır. Daha önceleri yürürlükte olmasına rağmen 1924 yılında kaldırılmış olması da bu hukuki kuruma mesafeli durulmasındaki sebeplerden biri olsa gerek. Zira kaldırılış gerekçelerinde en fazla ülkemiz uygulamasında başarılı olunmadığı ve yargılamaya uzattığı ileri sürülmüştür. Bu durumda yeniden getiriliş düşüncesinde en büyük etken işte bu kaldırılış gerekçeleri ile yeniden karşılaşılması endişesi olsa gerektir. Zaten halihazırda hukuk sistemimiz kaldırılış gerekçesi olarak zikredilen yargılamanın uzun sürmesi sorunu ile boğuşmakta olduğu adliye teşkilatı ile az da olsa mesaisi olan herkesin bildiği bir gerçektir.

 Hal böyle iken yargılama sisteminde yeniden yapılandırılma ve uygulamada karşılaşılan problemleri de göz önünde bulundurarak sistemi baştan gözden geçirme bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda sadece istinaf kanun yolunun kabul edilmesi amacına özgü bir tasarıyı yetersiz bulmaktayız. Yaşadığımız yıllar hukuk sistemimiz açısından köklü değişimler ve iyileşmeler geçirmesi zorunlu olan bir zaman dilimini işaret etmektedir. Biz adli yargılanma hakkını en geniş anlamda tesis eden ve aynı zamanda kısa ve süratli bir yargılama sistemini öngören bir usulü tatbik edebilen bir mevzuata olan acil ihtiyacımızı nazara vermek istiyoruz.

 Diğer taraftan istinaf mahkemelerinin kabulü genel olarak bir çok faydayı beraberinde getireceği muhakkaktır. Ancak uygulamadaki kökleşmiş sorunlar karşısında başarılı bir uygulamasının olmayabileceği de akla gelmektedir. Zaten eleştirilerin de yeterli altyapı oluşturulmadan ve iyileştirilmeler yapılmadan istinaf mahkemelerinin fayda yerine zarar getireceği yönünde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu eleştirilerin de haklı olduğunu belirtmek isteriz.

Aynı zamanda istinaf mahkemelerinin kuruluşunu en çok Yargıtay’ın sadece içtihat mahkemesi olarak görev yapmasını sağlaması açısından önemli bir fonksiyon eda edeceğini söyleyebiliriz. Ancak yasama ile yargı erkleri arasındaki uyumun en önemli sebebi olabilecek yasaların yeknesak uygulanması bu sayede temin edilebilecektir.

Sonuç olarak olması gereken bir aşama olarak gördüğümüz istinaf mahkemelerinin hukuk sistemimizdeki yerine dahil edilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak biz bu değişikliğin ötesinde köklü değişikliklerin en kısa sürede gündeme gelmesi ve gerçekleştirilmesi düşüncesindeyiz. Bu doğrultuda hukuk usulü muhakemeleri kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısının yasalaşmasından ziyade esaslı değişikliklerin öngörüldüğü ve uygulamadaki sorunların giderilmesini amaçlayan ve adli yargılanma ile en kısa sürede doğru karara ulaşmayı sağlayan değişikliklerin yasalaşmasının amaca uygun olduğunu düşünüyoruz.    
 

 

KAYNAKÇA

Kuru, Baki- Arslan Ramazan, Yılmaz Ejder Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara,1997

Üstündağ Saim, Medeni Yargılama Hukuku, 6. bası, 1997

Develioğlu, Ferit Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara, 1982

Kunter-Yenisey, Muhakeme hukuku dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1998

Göktürk, Gülay, Sabah Gazetesindeki Köşe Yazısı

Yüce; Turhan Tüfe;Türk Alman Ceza Hukukunda Kanun Yolları,Ankara,1967

Yenisey, Feridun; Ceza Muhakemesinde İstinaf ve Tekrar Kabulü Sorunu, İstanbul, 1979

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı