MEHMET SARI

İSTİNAFIN KANUNYOLLARIMIZ İÇİNDEKİ YERİ

I. KANUN YOLLARI

A. KANUN YOLU KAVRAMI

 Kanun yolu davanın taraflarına yerel mahkeme kararının yeniden incelenmesi ve gerekiyorsa değiştirilmesi için tanınmış bir başvuru yoludur. “Kanun yolu kavramından, bir kazai kararın, her şeyden önce bir hükmün daha üst bir mahkemede kontrol ettirilebilmesi için taraflara verilmiş bir usuli imkân anlaşılmalıdır .” Yerel mahkeme kararlarının yanlış olma ihtimali her zaman mümkün olduğundan hemen her hukuk sisteminde kanun yolu müessesesi kabul edilmiştir. Kanun yoluna müracaatla hüküm veren yerel mahkeme kararının kesinleşmesi önleneceğinden kanun yoluna müracaat imkânı da sonsuz değildir. Ayrıca kesinleşmiş yerel mahkeme kararlarına karşı kabul edilen kanun yolu da vardır.

 Hukuk sistemimizde ancak nihai kararlar için kabul edilmiş kanun yoluna müracaat imkânı 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun’undan önce  üç tanedir: 1- Temyiz,  2- Karar düzeltme,  3-Yargılamanın iadesi. 5235 sayılı kanun ile bu kanuna paralel olarak Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda yapılan değişiklik sonucunda istinaf yolu kabul edildi ve karar düzeltme yolunun kaldırılması benimsendi.

Genel olarak istinaf ve temyiz normal kanun yolu olmak üzere iki çeşit kanun yolu vardır. İstinaf ve temyiz kanun yolları nihai kararın kesinleşmesine engel olan kanun yollarından olup nihai yerel mahkeme kararına karşı temyiz ve/veya istinaf yoluna müracaat edilmişse ancak söz konusu kanun yolu tüketilmesinden sonra anılan yerel mahkeme kararının kesinleşmesi mümkün olabilecektir. Yargılamanın iadesi ise kesinleşmiş yerel mahkeme kararları için kabul edilmiş bir kanun yoludur. Buna göre istinaf ve temyizin -ve önceki hukuk sistemimizde kabul edilen kanun yollarından karar düzeltmenin- normal (adi) kanun yolu, yargılamanın iadesinin ise olağan üstü kanun yolu olduğu ileri sürülebilecektir.


B. KANUN YOLUNA BAŞVURUNUN ÖZELLİKLERİ

 Kanun yoluna başvuruda genel olarak bazı özellikler göze çarpmaktadır. Her ne kadar yukarıda genel olarak iki çeşit kanun yolu olduğundan bahisle normal ve olağanüstü kanun yolları zikredilmişse de genel şartların her iki kanun yolu için de geçerli olduğunu söylemek mümkün olabilecektir.

 Kanun yoluna başvuranın bu hukuki yola müracaatında hukuki yararı bulunması bir zorunluluktur. “Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla hükmü temyiz edebilir.”(HUMK m. 427/2) Bu durumda davası kabul edilmiş bir davacının veya aleyhine açılan dava red olunmuş davalının kural olarak kararı temyiz edememesi gerekir. Ancak bu kuralın sıkı bir şekilde uygulanması doğru olmaz. Bu gerekliliği göz önünde bulunduran kanun koyucunun “hukuki yarar” ölçütünü benimsemesi manidardır. Bu durumda hükmün, onu temyiz etmek isteyen tarafın talep sonucuna tamamen uygun bulunmaması halinde kanun yoluna müracaat etmesinde yasal bir mani olmadığı ortaya çıkmaktadır . Zira bu ihtimalde kanun yoluna başvuruda hukuki yarar şartının yerine geldiği şüphesizdir. Bununla birlikte taraflardan biri kanun yoluna başvurmuşsa karşı tarafın da katılma yoluyla yani kanun yoluna başvuranın temyiz dilekçesine cevap vererek kanun yoluna başvurması da mümkündür.

 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda her kanun yoluna başvurmanın belli bir sure ile sınırlı tutulduğunu görmekteyiz. Anılan süreler içerisinde bir karar karşı kanun yoluna başvurulmazsa kanun yoluna başvuru hakkı düşecektir. Eğer geçirilen kanun yolu normal kanun yolu ise bu durumda doğal olarak yerel mahkeme kararı kesinleşecektir.

 Kanun yoluna başvuruda bulunmak ihtiyaridir. Yani bir taraf kanun yoluna başvuru hakkı doğduktan sonra dilerse bu hakkını kullanmayabileceği gibi, kanun yoluna başvurduktan sonra da bu hakkından feragat edebilir. 

 

 

II. İSTİNAF YOLU VE ÖZELLİKLERİ


A. İSTİNAF KAVRAMI

 İstinaf yeniden başlamak, sözün başlangıcı ve söz başı anlamlarına gelen Arapça kökenli bir kelimedir . Bir kanun yolu olarak istinaf ilk derece mahkemesi tarafından verilen hükmün bir üst mahkemeye başvurarak feshini isteme anlamına gelmektedir.

 İlk derece mahkeme kararlarının hangi açıdan denetleneceği sorusu önemlidir. Denetimin yalnızca maddi açıdan mı, yalnızca hukuki açıdan mı yoksa hem maddi hem de hukuki açıdan mı yapılacaktır? Temel bir ayrıma göre eğer denetim maddi açıdan yapılacaksa istinaf yoluna; hukuki açıdan yapılacaksa temyiz yoluna gidilecektir. İstinaf mahkemesi esasen bir vakıa mahkemesidir ve ilk derece mahkemesin incelediği maddi hususları yeniden inceler; temyiz mahkemesi ise maddi hususları değil ancak hukuki hususlar inceler ise de temyiz ve istinaf kavramları herkesin üzerinde kolaylıkla uzlaşabildiği bir konu değildir.  

En kalın çizgileriyle istinaf, bir ilk derece mahkemesinin verdiği kararın maddi ve hukuki açıdan tekrar incelenmesidir.  Bir başka deyişle istinaf kanun yolunda ilk derece mahkemeleri tarafından verilen nihai kararlar hem maddi mesele hem de hukuki yönünden denetlenmesi mümkün hale gelmektedir.

Kısaca belirtmek gerekirse istinaf yargılamasını yapacak makam maddi meselenin tespitinde hata bulursa ilk derece mahkemesinin verdiği hükümle bağlı olmaksızın davaya yeni baştan başlayacak, delillerle yüz yüze gelecek ve böylece maddi olayın tanımlanmasını da bizzat yapacaktır. Buna bağlı olarak, maddi olaya uygulanacak hukuki normları tespit edecek ve uygulayacaktır. Yaptığı inceleme sonucunda ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya ve maddi olaylara uygun olduğunu tespit ederse, istinaf davasını redderek ilk derece mahkemesinin kararını onayacaktır. Eğer ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya ve maddi vakalara uygun olmadığını tespit ederse ilk derece mahkemesinin hükmünü ıslah ederek yargılamayı bizzat yapacak ve doğru kararı yine kendisi verecektir.

Yukarıda da arz edildiği gibi maddi ve hukuki meselenin bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi şeklinde kabul edilen kanun yolu muhakemesi istinaftır. Bu durumda istinaf kanun yolunun temyiz mahkemesinden ayrılan en bariz özelliğinin delillerle aracısız temas edilerek esas hakkında karar vermenin mümkün olmasıdır.

B. İSTİNAFIN TEKRAR KABULÜ MESELESİ

 Hukuk sistemimizden 1924’te beklenen faydayı vermediği ve işleri uzattığı gerekçe gösterilerek kaldırılan istinaf mahkemelerinin yeniden kurulması gerektiğini savunanlar olduğu gibi, hiçbir faydası olmayacağını ileri sürenler de vardır . İstinaf mahkemesi ile ilgili görüşleri şu şekilde özetleyebiliriz.

“İstinaf mahkemelerinin yeniden kurulmasının lehinde olanlar:
a. Tarihin her devrinde ve bugün de adli teşkilatı ileri ve gelişmiş olan ülkelerde istinaf vardır. 
b. İstinaf hak arayanlar bakımından bir teminat olup, hukuk devletinin bir gereğidir. İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesine İlişkin 1984 tarihli 7 nolu Ek Protokol’ün 2. maddesiyle ceza yargılamsında vrilen mahkumiyet kararına karşı bireyin hükmün bir üst mahkeme tarafından incelenmesini isteme hakkı tanınmıştır. Daha sonra 1995 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Hukuki ve Ticari Davalarda Kanunyolu Sistemleri ve Usulleri İşlevinin Geliştirilmesi Hakkında 5 nolu Tavsiye Kararı’nda üst mahkemece (istinaf anlamında) inceleme usullerinin yalnız ceza davalarında değil, hukuk ve ticaret davaları için de kabul edilmesi gerektiği belirtilmektedir.    
c. İlk derece mahkemeleri etki altında kalabilir
d. İstinaf mahkemesi hâkimleri daha bilgili ve tecrübeli olacağı gibi belli alanlarda uzmanlaşma da olabileceğinden davanın bu hakimler eliyle bir kere daha görülmesi adaletin gerçekleşmesi bakımından önem taşır. 
e. İstinaf mahkemeleri faaliyetlerini belli alanlara yoğunlaştırdığından dava istinaf mahkemesinde olgunlaşır ve uyuşmazlığın ikinci defa halledilmesi isabetli karar verilmesini sağlar.
f. İstinafın varlığı Yargıtay’ın iş yükünü azaltır ve Yargıtay asli görevine ve gerçek işlevine döner. Rakamlara bakıldığında ülkemizdeki Yargıtay’ın Dünya’da örneği olmayacak şekilde ağır iş yükü altında olduğu görülmektedir. 
g. İstinaf mahkemelerinin daha fazla hâkimden oluşması da bir güvencedir.
h. Kararların istinafa tabi tutulması ilk derece mahkemelerinin daha dikkati yargılama yapmalarına yol açar. 
i. İstinaf mahkemeleri tek merkezde olmayacağı ve çeşitli bölgelerde kurulacağı için vatandaşların ulaşması daha kolay olacaktır. Bu sebeple istinaf halka daha yakın bir sistemdir. 

İstinafın tekrar kabul edilmesinin aleyhinde olanların te4zleri ise şöylece özetlenebilir:

a. İstinaf ilk defa feodalitenin yıkılması sırasında ortaya çıktı. Krallıklar mahkemelerin yetkisini azaltmak için böyle bir usul öngördüler. Yani hukuki değil siyasi mahkemelerdi.
b. İstinaf her ülkede yoktur. Kabul edilmesinde tarihi ve siyasi etkiler ağırlıktadır. Hatta kaldırılması yönünde eğilim vardır.
c. İstinaf yolunda yargılama tekrarlanacağından bu usul zaman kaybına ve davaların uzamasına neden olur. 
d. İstinaf mahkemesi hakimleri daha çok etki altında kalabilir. Önemli olan hiç bir hakimin etki altında kalmamasıdır.
e.  İstinaf muhakemesinin varlığı ilk derece mahkemelerini “nasıl olsa bir kere daha incelenecek” rehavetine sokar.
f. İstinafın kabul edildiği ülkelerde istinaf yaygın bir kanun yolu olmayıp sınırlı durumlar için kabul edilmiştir.
g. Yargıtay’ın yargı yükünü azaltmak için alınacak asıl tedbirler başkadır.

Bu konuda doktrinde uzun zamana yayılan bir süreçte değişik görüşler ileri sürüldüğü ve hatta bazı yazarların aradan yıllar geçmesine rağmen görüşlerini aynen tekrar yayınlamak zorunda kaldığı vakidir . Bunun yanında hukuk sistemimizin aksak ve eksik birçok yönünün olduğu hakim-savcı, avukat yada akademisyen gibi değişik alanlarda görev yapan hukukçuların yabancısı olmadığı bir gerçektir. Adliyelerimiz yoğun iş yükü altında neredeyse çalışamaz hale gelmiştir. Bazı mahkemelerden üç-beş aydan önce duruşma günü almak mümkün değildir. Hal böyle iken istinaf mahkemelerine kurtarıcı gözüyle bakmak aldatıcı olacaktır. Bir başka örnekle ifademizi netleştirmek gerekirse; üniversiteye girecek öğrenci sayısı ile öğrencileri kabul edecek üniversite sayısı değişmediği takdirde üniversite kapılarında birikme sorununun çözümü nasıl mümkün değilse; davaların sayısı ile davaya bakan mahkemelerin/hâkimlerin sayısı aynı kaldığı müddetçe aynı sorunlar sürüp gidecektir.   

Yani sisteme ait sorunların tespitinde veya çözüm yollarının analizinde meselenin köküne inip temel çözümler bulmak artık geç kalınmış bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu sebeple istinaf mahkemelerinin kabul edilmesi veya edilmemesi sorununa da bu açıdan bakılması yanıltıcı olmayacaktır.  Öncelikle söylenmesi gereken adliye teşkilatına yeterli kaynak ayrılmasının geciktirilmeden yerine getirilmesi gereğidir. Bir başka ifade ile mahkemelerimiz nicelik ve nitelik bakımından yeteri kadar hâkim, başkâtip, zabıt kâtibi vs memur ile donatmak, adliye binalarını ıslah etmek, adliye personelini teknolojik gelişmelerden maksimum düzeyde faydalandırmak sonuçta davaların ucuz basit ve çabuk surette görülmesini temin etmek gereklidir.


C. İSTİNAFIN KABULÜNÜ ZORUNLU KILAN SEBEPLER

1. Maddi Olayların Üst Mahkeme Tarafından İncelenmesi İhtiyacı

Uyuşmazlığın çözümünde asıl olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.  Yerel mahkeme önüne gelen olayda delillerle doğrudan temas ederek maddi gerçeğe ulaşmakta ve hukuksal değerlendirmesini de yaparak hükmünü inşa etmektedir. Bu sebeple ilk derece mahkemesi kararını usul ve yasaya uygunluk denetimi açısından değerlendiren üst derece mahkemesinin sadece dava dosyasına bakarak her türlü delile ulaşması ve dolayısıyla da maddi olayı tam olarak tespit etmesi mümkün değildir. Yargılamanın niteliğine göre üst derece yargılamasında bazı delillerle doğrudan temas kaçınılmaz bir zorunluluk haline bile gelebilmektedir. Bu sebeple üst mahkemenin doğrudan görülmesinde fayda olan hallerde yargılamayı bizzat yapması gerekirse keşif yapması ve hatta tanığı bizzat dinlemesi bu açılardan önem kazanmaktadır. Türkiye’de bu anlamda üst mahkemelerinin olmayışı adaletli karar vermek düşüncesi ile Yargıtay’ı maddi meseleyle de uğraşmak zorunda bırakmıştır. Bu doğrultuda usul kanunlarımızda da değişiklikler yapılmış ve Yargıtay’ın fonksiyonu değiştirilmiştir (HUMK m. 438, CMUK m. 322).

Bir başka görüşe göre ise bir davanın ilk önce ilk derece mahkemesinde bir kere de istinaf mahkemesinde incelenmesi, verilecek hükmün doğru ve isabetli olmasını sağlayacaktır . Esas olan maddi gerçeğe ulaşmak ise daha bilgili ve tecrübeli hâkimler eliyle dosyanın yeniden görülmesi hukuk güvenliği açısından da önemlidir.

2. İstinafın Yargıtay’ın Ağır İş Yüküne Etkisi

Yargıtay’ın dünyada eşi görülmez biçimde aşırı iş gücü altında kaldığına yukarıda değinmiştik. Yargıtay başkanları tarafından yapılan adli yıl açılış konuşmalarında Yargıtay’ın ağır iş yükünden bahsedilmesi adet haline gelmiştir. İstinafın kabulüne zorlayan en önemli sebeplerden biri de işte bu Yargıtay’ın aşırı iş gücünü hafifletmek olmuştur.

Yargıtay esas olarak içtihat birliğini sağlamak görevi ile bir anlamda kanunların koruyuculuğunu üstlenmiştir. Zira kanunların yeknesak olarak uygulanmadığı yani aynı kanun maddesinin farklı şekillerde uygulandığı bir coğrafyada hukuki güvenlikten bahse imkân olamaz. Bu durumda Yargıtay’ın içtihat mahkemesi görevini daha iyi yerine getirmesi yolunun açılması gerekir. Bunun pratik sonucu da Yargıtay’ın ilk derece mahkemelerince verilen kararların maddi yönünü incelemek zorunda bırakılmaması aksine verilen hükmü inceleyerek sadece hukuka uygunluk noktasından denetleme yapmasıdır. Aksi takdirde Yargıtay’ın içtihat mahkemesi görevini yapamaması veya en azından gereği gibi yapamaması gündeme gelecektir. 
Bu aşamada istinaf mahkemeleri bir üst mahkeme olmakla verdiği kararın davanın tarafları arasında vicdani tatmin sağlayacağı faraziyesinden yola çıkarak Yargıtay’ın iş yükünü azaltacağı ileri sürülebilecektir. Aynı zamanda istinaf mahkemesinin vereceği bazı kararlara karşı temyiz yolunun kapalı tutulacağı da göz önüne alınırsa anılan fayda sağlanabilecektir .  Bunun yanında istinaf mahkemelerinde görev yapan hâkimlerin daha fazla sayıda hâkimden oluşması veya daha tecrübeli olması bu savı güçlendirmektedir. Bu durumda istinaf mahkemelerinin Yargıtay’ın iş yükünü hafifleteceği kanısına varmak yanlış olmayacaktır.

D. İSTİNAF YOLU 
1. İstinaf Yolunun Kabul Edilmesi

 Daha önce de birçok kez istinaf mahkemelerinin kurulması için çalışmalar yapılmış tasarılar hazırlanmışsa da bu tasarıların hiç biri kanunlaşamamıştır.  Şu anda da bir başka tasarı gündemdedir . Nihayet 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanunu ile 1 Haziran 2007 yılına kadar ülkemizde istinaf (bölge adliye mahkemelerinin kurulması öngörülmüş ve buna paralel olarak 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile de Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun çeşitli hükümlerinde değişiklik yapılmıştır. Bu değişikliklerin en önemlisi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun kanun yollarına ilişkin üçüncü babında yapılan değişikliklerdir. Bu suretle üçüncü babın birinci faslının “temyiz” olan başlığı istinaf olarak değiştirilmiş ve bu fasıl altında Kanuna 426/A – 426/U hükümleri eklenmiş; temyiz, ikinci faslın (m. 427 444); iadei muhakeme (m. 445 454) üçüncü faslın başlığını oluşturmuştur. 
2. İstinaf Yoluna Hâkim Olan İlkeler

 5236 Sayılı Kanunla kabul edilen istinaf yolu dar anlamda istinaf yoludur. Bu husus kanunun gerekçesinde açıkça vurgulanmıştır. Yani istinaf (bölge adliye mahkemesi) her olayda mutlaka ilk derece mahkemesinin yaptığı tüm yargılamayı tekrarlamayacaktır. Buna göre istinaf mahkemesi bazı davalarda aynen bugünkü Yargıtay gibi hukuki denetim mahkemesi olarak görev yapacaktır.

Genel gerekçeden istinaf kanun yolunda şu ilkelerin benimsendiği anlaşılmaktadır:
 Kanunun olaya uygulanmasında hata edildiği tespit edildiğinde yeniden yargılama yapmaksızın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verecektir. Yargılamada eksiklik olmamasına rağmen kanunun olaya uygulanmasında hata tespit edilmesi durumunda bu durum yeniden yargılanmayı gerektirmiyorsa istinaf mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını düzelterek onayacaktır. Kararın gerekçesinde hata tespit edilmesi durumunda yine düzelterek onama kararı verilecektir. Yargılamada bulunan eksikliklerin duruşma yapılmaksızın tamamlanabilecek nitelikte bulunması durumunda istinaf mahkemesi bunların tamamlanmasını takiben yeniden esas hakkında karar verecektir. 

İstinaf mahkemesi ancak maddi hukuk veya usul hukukunda yer alan kamu düzenine ilişkin hükümlere aykırılık oluşturan bazı hallerde ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak yeniden yargılama yapılması için dosyayı mahkemesine veya yargı çevresinde uygun göreceği başka bir mahkemeye ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderecektir. İstinaf mahkemesi yeniden yargılama yapılmadan sonuca ulaşılmasına imkân bulunmayan durumlarda, kuşkusuz davaya başından itibaren bakarak karar verecektir. Kanun koyucu bu durum için dar anlamda istinafı genişletmiş gözükmektedir.

İstinaf mahkemelerinde bazı işlemlerin yapılmasının da yasaklandığı göze çarpmaktadır. Buna göre istinaf mahkemelerinde karşılık dava açılamayacak, ıslah ve davaların birleştirilmesi istenemeyecek, yeni delil ileri sürülemeyecek, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddialar dinlenmeyecek ve istinaf mahkemeleri için yetki sözleşmeleri de yapılamayacaktır. 
İstinaf mahkemelerinin miktar ve değeri istinaf sınırını geçmeyen davalar da vereceği kararlar kesindir. Bir başka deyişle istinaf mahkemesinin verdiği bazı kararlara karşı temyiz yolu kapalıdır. Bu husus Yargıtay’ın ağır iş yükünün azaltılması ve asıl işlevi olan hukuk birliğini sağlamak görevine dönmesi için önemlidir. Hiç şüphe yok ki İstinaf mahkemelerinin her kararına karşı temyiz kanun yolu açık olsaydı Yargıtay yine ağır iş yükü altında ezilmeye devam ederdi. Yargıtay’ın asıl görevine dönmesi ise yine bir başka bahara kalırdı. 
İstinafın kabul edildiği şekli ile dar anlamda istinafı kabul edildiği anlaşılmaktadır. Kanun koyucuyu dar anlamda istinafı kabule sevk eden en önemli sebep davaların uzamasının önüne geçilmesi düşüncesi olsa gerektir. Kabul edilen buı yöntemle yargılamanın “maddi gerçeğin ortaya çıkarılması” şeklindeki amacıyla “yargılamanın makul sürede bitirilmesi” ilkesi dengelenmek istenmiştir.

3. Aleyhine İstinaf Yoluna Başvurulabilecek Kararlar

 HUMK’un 426/A maddesi “İlk derece mahkemelerinden verilen nihaî kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Miktar veya değeri bir milyar lirayı geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda bir milyar liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü bir milyar lirayı geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz. İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtay’a başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihaî kararlarına karşı bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

 Buna göre aleyhine istinaf toluna başvurulabilecek olan kararların ilk özelliği ilk derece mahkemesi kararı olmalarıdır. İlk derece mahkeme kararları ise kanunlara göre bir uyuşmazlığın çözümü için tarafların ilk olarak başvurmak zorunda kaldıkları mahkemelerin adıdır.  Diğer taraftan ilk derece mahkemesinin bu kararının da nihai karar olması zorunludur. Bir başka deyişle ilk derece mahkemesinin ara kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulamaz. Ancak ilk derece mahkemesinin her türlü kararına karşı da istinaf kanun yolu açık değildir. Alacağın miktar veya değeri Kanunun aradığı belirli bir meblağı geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesin olup bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.  

4. İstinaf Mahkemesinde İnceleme

 HUMK m. 426/M hükmüne bakıldığında “ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmaması” hususunun istinaf sebebi olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.  İstinaf sebebinin temyiz sebebine göre çok daha geniş bir alanı kapsadığı sonucuna varılabilir.  

a. İstinaf Mahkemesinin Ön İnceleme Yapması

 İstinaf başvurusu üzerine istinaf hukuk dairesi dosya üzerinde bir ön inceleme yapar. HUMK m. 426/L’ye göre bölge adliye mahkemesi hukuk dairesi yapacağı ön inceleme sonunda “incelemenin başka bir dairece yapılması gerektiği, kararın kesin olduğu, başvurunun süresi içinde yapılmadığı, başvuru şartlarının yerine getirilmediği, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmediği tespit edilen dosyalar hakkında” öncelikle karar verecektir. Aynı maddede “eksiklik bulunmadığı anlaşılan dosyanın” incelemeye alınacağı öngörülmüştür.

 Bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin bazı temel hususların eksik olması halinde davanın süratle sonuçlandırılması için karar verebilmesi öngörülmüştür. Buna göre HUMK m. 426/L’de sayılan hallerde bölge adliye mahkemesinin esasa girmesine gerek yoktur.    

b. İstinaf Mahkemesinde Asıl İnceleme

 HUMK’da kabul edilen düzenlemeye göre istinaf mahkemesi bütün vakıaları prensip olarak yeniden incelemeyecek ve esas itibariyle bir hukuki denetim mahkemesi gibi görev yapacaktır.

 İstinaf mahkemesindeki inceleme dosyanın durumuna göre heyetçe veya görevlendirilecek bir üye ile de yapılabilir. İnceleme sırasında başka bir bölge adliye mahkemesi veya ilk derece mahkemesi istinabe edilebilir(HUMK m. 426/L). İncelemeden maksat HUMK anlamında tahkikattır.   Ancak istinaf mahkemeleri birden fazla ili kapsayan belirli bölgelerde kurulacağı için keşif, bilirkişi incelemesi, tanık dinlenmesi gibi mahallinde yapılması gereken işlerde bu hükmün uygulanmasında büyük güçlükler yaşanacaktır. Doktrinde ilk derece mahkemeleri arasında uygulanabilen istinabenin istinaf mahkemeleri nezdinde de uygulanmasına imkan tanımanın pratik bir çözüm olacağı ileri sürülmüştür. 

c. İncelemenin Kapsamı

HUMK m. 426/O’ya göre “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re'sen gözetir.” Ayrıca istinaf mahkemesinde asıl olan yargılamanın duruşmalı yapılması olmasına rağmen duruşma yapılmasına gerek olmayan haller HUMK m. 426/M’de gösterilmiştir: “Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;

I. Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir;

1. Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.

2. İleri sürülen haklı ret istemine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.

3. Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması.

4. Taraf ve dava ehliyeti ya da davayı takip yetkisi bulunmayan veya vekil ve temsilci olmayan kimseler önünde davaya bakılmış ve karar verilmiş olması.

5. Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşılık davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.

6. Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.

II. Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;

1. İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,

2. Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,

3. Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında,

Duruşma yapılmadan karar verilir.”

 İstinaf mahkemesine yargılamanın süratlendirilmesi amacıyla HUMK m. 426/M ile sayılan hallerde duruşma açmadan karar verme yetkisi tanınmıştır. Buna göre sayılı bu haller dışında istinaf mahkemesi yargılamasını duruşmalı olarak yapar.

d. İstinaf Mahkemesi Kararı

İstinaf mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını usul ve esastan hukuka uygun bulursa -gerekiyorsa da düzelterek- onama kararı verir. İstinaf mahkemesinin verdiği bu karar temyizi kabil bir karar değilse (m. 427) hüküm onama ile şeklen kesinlik kazanır yok eğer temyiz yolu açık ise kesinleşme temyiz talebinin sonucuna göre belirlenir. 5236 sayılı kanun ile Yargıtay’ın kararlarına karşı karar düzeltme (tashihi karar) müessesi kaldırılmıştır.

İlk derece mahkemesi kararı gerek usul ve gerekse de esas yönünden doğru değil ise bu karar istinaf mahkemesi tarafından bozulur ve bozulan bu karar yerine kural olarak uyuşmazlığı esastan çözen yeni bir karar verir. İstinaf mahkemesinin verdiği bu karar temyize tabi bir karar değilse verilen hüküm kesindir. Temyiz edilebilen bir karar ise kesinleşme temyiz sonucuna göre belirlenir. 
İstinaf mahkemesi dosyanın durumuna göre uyuşmazlığı esastan çözen bir karar yerine bu konuda karar vermek üzere dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderir (m. 426/M, I)

İstinaf Mahkemesinin kesin olmayan kararları aleyhine temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz kanun yolu ile ilgili açıklamalar aşağıda verilmiştir. .     

Her ne kadar istinaf kanun yolunda Bölge Adliye Mahkemelerinde yeniden yargılama yapılması öngörülmüşse de bu hüküm mutlak değildir. Hüküm mahkemesi kararının usul ve esas açısından hukuka uygunluğunun tespiti halinde; bu durum tekrar yargılanmayı gerektirmiyorsa hüküm mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esastan karar verilecektir (Madde 17- 426/G-II). Tasarının bu düzenlemesi yargılamanın daha fazla uzamasının engel olmak açısından yerinde olmuştur.

Ayrıca istinaf yoluna başvurmanın ilk derece mahkemesinin kararının icrasını durdurmayacağı tasarıda hüküm altına alınmıştır (Madde 17- 426-J). Anılan düzenlemede mevcut sistemimizdeki ilk derece mahkeme kararlarının kesinleşmeden icra edilebilmesine ilişkin ilke korunmakta hem de istinaf yoluna başvurulmasının hakkın yerine getirilmesinin geciktirici bir etki doğurması önlenmektedir. Ayrıca anılan maddede icranın geri bırakılmasına ilişkin İİK 36. maddesindeki hükmün saklı olduğu belirtilmiştir (Madde 17- 426/2.cümle). Kanaatimizce istinaf yoluna başvurulmuş olmasının kararın icrasını etkilememesine yönelik hüküm başvurunun geciktirici olmayacağını sağlayacağı için olumlu ise de bir taraftan da maddi vakaların dahi yeniden inceleneceği bir istinaf yargılaması ile çelişik bir görüntü arz edebilecektir. Her şeye rağmen başvurunun kararın icrasını durdurmamasının öngörülmesi olumludur ve mevcut sistemimizle de uyumludur.

III. İSTİNAF YOLUNUN KANUN YOLLARIMIZ İÇİNDEKİ YERİ

  
5235 sayılı kanunla istinaf mahkemelerinin kurulması öngörülmüş olması sebebiyle ve buna paralel olarak 5236 sayılı kanunla HUMK’da yapılan değişikliklerle temyiz usulüne dair yeni hükümler getirilmiştir. Ancak temyiz bakımından getirilen yeni düzenlemelerin fiilen yürürlüğe girebilmesi için öngörülen istinaf mahkemelerinin kurulması ve istinaf yargılaması yapması gerekmektedir. Bu durumda istinaf mahkemelerinin fiilen faaliyete geçmesinden önce ve sonra 5236 sayılı kanunla getirilen değişiklikler ile daha önceki hükümlerin yan yana uygulanması söz konusu olacaktır.  Bu sebeple istinaf yolunun kanun yollarımız içindeki yerinin anlaşılması için 5236 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki ve sonraki durumu ayrı ele alarak incelemekte fayda vardır.  

1. 5236 SAYILI KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN ÖNCEKİ DURUM
 
 Yerel mahkemenin nihai kararına karşı başvurulabilecek ilk kanun yolu temyizdir. Bu kanun yolunda hüküm veren mahkemenin kararı yalnız hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Yani yerel mahkemece sunulan olayların usule uygun olarak incelenip incelenmediği, özellikle o olaylara kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilir. Temyiz incelemesinde yeni olayların sunulması mümkün olmadığından bu kanun yolunda yalnız “hukukun yanlış uygulandığı” sebebine dayanılır .

 Temyiz talebinin dinlenebilmesi için temyiz edilen karar verilirken hukukun yanlış uygulandığını bildirmek yeterlidir. Hukukun yanlış uygulanıp uygulanmadığı, yanlış uygulanmış ise hangi kanun hükmünün uygulanması gerektiğini tespit etmek kanunu kendiliğinden uygulamakla yükümlü olan Yargıtay’ın görevidir.

Ayrıca her tür karar için temyiz yolu da kabul edilmiş değildir . Bir kararın temyiz edilip edilemeyeceği Kanun tarafından belirlenir. Kural olarak “mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir”(HUMK m. 427/1).


 a. Temyiz sebepleri

 Yerel mahkemenin vermiş olduğu nihai kararların bir hukuk kuralının yanlış uygulandığı sebebine dayanarak temyiz edilebileceğine değinmiştik. Bir hukuk kuralını yanlış uygulanması o hukuk kuralının hiç uygulanmaması veya eksik uygulanması şekline karşımıza çıkabilir. Burada yanlış uygulanan kuralın yanlış karar verilmesine sebebiyet vermesi zorunludur. Bu durumda HUMK 428. maddesinde sayılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde maddi hukuka ve usul hukukuna ilişkin sebepler şeklinde bir ayrım yapılması faydalı olacaktır.

      aa. Maddi Hukuka İlişkin Temyiz Sebepleri

 Yerel mahkemenin vermiş olduğu nihai kararların bir hukuk kuralının yanlış uygulandığı sebebine dayanarak temyiz edilebileceğine değinmiştik. Bir hukuk kuralını yanlış uygulanması o hukuk kuralının hiç uygulanmaması veya eksik uygulanması şekline karşımıza çıkabilir. Burada yanlış uygulanan kuralın yanlış karar verilmesine sebebiyet vermesi zorunludur. Bu durumda HUMK 428. maddesinde sayılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde maddi hukuka ve usul hukukuna ilişkin sebepler şeklinde bir ayrım yapılması faydalı olacaktır.

  bb. Usul Hukukuna İlişkin Temyiz Sebepleri

Usul hukukuna ilişkin bir kuralın yanlış uygulanmış olması halinde verilen nihai kararın değişip değişmeyeceği sorunu farklı bir özellik arz eder. Bu nedenle bazı usul hatalarının mutlaka nihai kararı değiştireceğinin kabulü bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Alman Hukuku’nda da böyle bir ayrım yapılmaktadır . Kuru kanunun bir taraftan yargılama usulüne muhalefet edilmesinin hangi şartlarla bozma sebebi olabileceğini düzenlerken (HUMK m. 428/4 ve fıkra II; nispi temyiz sebebi), diğer taraftan mahkemenin görevsiz olmasını kayıtsız şartsız temyiz sebebi sayması karşısında (HUMK m. 428/2, mutlak temyiz sebebi)  HUMK açısından da böyle bir ayrım yapılabileceği sonucuna varmaktadır.

Bu durumda HUMK m. 428 2,3 ve 6. fıkralarında sayılan temyiz sebeplerinin mutlak temyiz sebebi olduğu sonucuna varmak gerekecektir: Davaya bakan mahkemenin görevsiz olması, tarafları ve sebebi aynı davalar hakkında çelişik kararlar verilmiş olması ve nihayet taraflardan birinin sunduğu delillerin kanuni sebep olmaksızın reddedilmesi mutlak temyiz sebeplerindendir.

Ayrıca yargı yolunu caiz olmaması, bir davaya bakması yasak olan hakimin yargılamaya veya karara iştirak etmiş olması, vekil veya mümessil olmayan kişilerin huzuruyla karar verilmiş olması, hükmün gerekçesiz olması ve herhangi bir dava şartının bulunmamamsı da mutlak temyiz sebebi olarak kabul edilmektedir . Mutlak temyiz sebeplerine ilave olarak belirtilen sebeplerin çoğunun aynı zamanda yargılamanın iadesi sebebi olması veya m. 428 de anılan düzenlemeye dayanması dikkat çekicidir.

Yukarıda anılan bu mutlak temyiz sebepleri dışında bir usul hukuku kuralının yanlış uygulanması temyiz sebebi teşkil edebilmesi için bu yanlış uygulamanın aynı zamanda verilen kararı değiştirecek nitelikte olması gerekmektedir. Hangi usul hukuk kuralının yanlış uygulanması halinde verilen kararı değiştirecek nitelikte olduğunu sayma yöntemi ile belirleme olanağı yoktur. Somut olayın özelliğine bakılarak bir sonuca varmak mümkün olacaktır. Sonuç üzerine etkisi olan ve bu nedenle bozma teşkil eden usul yanlışlığını Yargıtay takdir edecektir.

b.Temyiz İncelemesi

 Taraflardan en az birisinin başvurusu ile temyiz incelemesi mümkün olabilir. Her ne kadar temyiz kanun yoluna başvuru hükmün kesinleşmesine engel olursa da, kural olarak hükmün icrasını durdurmayacaktır. Böyle bir durumda hükmün icrasına maruz kalmak istemeyen temyiz eden taraf teminat gösterip, Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı alarak hükmün icrasını durdurabilir.

 Yargıtay ilk önce temyiz talebi hakkında ön inceleme yapar ve mesmu olduğu sonucuna varırsa temyiz talebi hakkında esasa girerek inceleme yapar. Yargıtay esas hakkındaki incelemesi sonucunda bozma, onama veya hükmün değiştirilerek/düzeltilerek onanması şeklinde kararlardan birini verecektir.

 Yargıtay temyiz sebeplerini yerinde gördüğü veya resen temyiz sebepleri tespit ettiği takdirde yerel mahkeme kararını tamamen veya kısmen bozacaktır. Yargıtay bozma kararı üzerine dosyayı kararı veren yerel mahkemeye veya uygun göreceği bir başka bir başka mahkemeye gönderecektir Dosya kendisine gelen mahkeme de tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.

 Yargıtay temyiz edilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varırsa yerel mahkeme kararını onar. Yargıtay’ın onama kararı karar düzeltme yolunun kapalı olduğu durumlarda veya karar düzeltme talebinde bulunulmaması durumunda karar kesinleşir. Karar düzeltme yoluna başvurulması halinde bu karar düzeltme talebinin Yargıtay’ca reddedilmesi halinde karar kesinleşecektir.

 Yargıtay temyiz olunan hükmün bozulması gerekmesine rağmen yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı hallerde hükmü değiştirerek veya düzelterek onayacaktır. 

2. 5236 SAYILI KANUN DEĞİŞİKLİĞİNDEN SONRAKİ DURUM

 5236 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun “Hükümlere Karşı Müracaat Tarikleri” biçimindeki üçüncü faslın birinci fasıl başlığı “istinaf olarak değiştirilmiş ve daha sonra “İkinci fasıl” olarak da “temyiz” yolu yeniden düzenlenmiştir.

a. Temyiz Edilebilen Kararlar  

 HUMK’un “Temyiz Edilebilen Kararlar” başlıklı 427. maddesi “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihaî kararlar ile hakem kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir; bu süre, 8.1.1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanuna tâbi kamu kurumları hakkında otuz gündür.” Şeklinde düzenlenmiştir.

 Kanunun ifadesinden ilk derece mahkemesini kararlarına karşı doğrudan temyize gidilemeyeceği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu açıktır. Kanun hakem kararlarına karşı da temyize gidilebileceğini açıkça öngörmüştür. Bu durumda 5236 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonunda hakem kararına karşı kanun yoluna müracaat bakımından herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

b. Temyiz Edilemeyen Kararlar

 İstinaf mahkemesi kararlarına karşı genel olarak temyiz yolu açık ise de; istinaf mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yolunun kapalı tutulmuştur. HUMK’un 428. maddesine göre bölge adliye mahkemelerinin şu kararları hakkında temyiz yoluna gidilemez: Miktar veya değeri beşmilyar lirayı geçmeyen davalara ilişkin kararlar, 8 inci maddede gösterilen davalar ile (Kat Mülkiyeti Kanunundan doğup gayrimenkulün aynına ilişkin olan davalar hariç) özel kanunlarda sulh hukuk mahkemesinin görevine girdiği belirtilen davalarla ilgili kararlar. Yargı çevresi içinde bulunan ilk derece mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek için verilen kararlar ile merci tayinine ilişkin kararlar. 4. Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar. İrs ve soybağına ilişkin sonuçlar doğuran davalar hariç olmak üzere, nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalarla ilgili kararlar. Yargı çevresi içindeki ilk derece mahkemeleri hâkimlerinin davayı görmeye hukukî veya fiilî engellerinin çıkması hâlinde, davanın o yargı çevresi içindeki başka bir mahkemeye nakline ilişkin kararlar.”

c. Temyiz İncelemesi

 Yargıtay kural olarak temyiz incelemesini kural olarak dosya üzerinden yapar. Ancak taraflardan biri duruşmalı yapılmasını talep etmiş ve dava da duruşmalı yapılması mümkün davalardan ise Yargıtay duruşma günü belirler ve taraflara bildirir. Yargıtay temyiz talep edilen kararla ilgili üç tür karar verebilir.

Yargıtay, HUMK m. 437’ye göre aşağıda şu sebeplerden dolayı gerekçe göstererek temyiz olunan kararı kısmen veya tamamen bozar: “Hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanunî bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi, karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması.”

 Yargıtay temyizen incelediği kararı usul ve yasaya uygun bulursa onar yani tasdik eder. Yargıtay temyiz olunan kararın kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve fakat kanuna uygun olmamasından dolayı yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı kanısına varırsa temyiz olunan kararı değiştirerek veya düzelterek onayabilir.   

2. Karar Düzeltme

 Karar düzeltme hukukumuzda istinaf yolunun bulunmadığı dönemde kabul edilmiş bir kanun yoludur. 5235 sayılı kanuna paralel olarak 5236 sayılı kanunla HUMK’da yapılan değişikliklerle (m.20), karar düzeltme ile ilgili hükümlerin kaldırıldığı belirtilmektedir. Bahse konu yasal değişikliklere rağmen HUMK’a eklenen geçici 2. maddeye göre istinaf mahkemelerinin Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında kesinleşinceye kadar karar düzeltme ile ilgili hükümlerin uygulanmasına devam olunacağından aşağıdaki karar düzeltmeye ilişkin açıklamalar uzun bir süre de geçerliliğini sürdürmeye devam edecektir. Ancak istinaf mahkemeleri kurulup göreve başladıktan sonra bu mahkemelerin kararlarına karşı başvurulan temyiz yolundan sonra verilecek Yargıtay kararlarına karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacaktır. 

  
 Buna göre 5236 sayılı kanundan önceki hükümlere göre Yargıtay’ın temyiz incelemesi sonucu verdiği kararlarına karşı kabul edilen bir kanun yolu daha vardır. Karar düzeltme olarak nitelenen bu kanun yolunda zaten bir Yargıtay kararının yeniden incelenmesi söz konusu olduğundan kararı veren makama başvurulmaktadır. Bu sebeple karar düzeltme Yargıtay’ın temyiz incelemesi sırasında yapmış olduğu hatalardan dönmesine imkan veren “kendine özgü” bir kanun yoludur .           

 Karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için söz konusu kararın öncelikle temyiz edilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca Yargıtay’ın her kararına karşı da karar düzeltme yoluna gidilmesi mümkün değildir .


a. Karar Düzeltme Sebepleri

Karar düzeltme sebepleri HUMK 440. Maddesinde sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Bu durumda karar düzeltme sebeplerinin aşağıdakilerden ibaret olduğu görülebilecektir:

1. Temyiz dilekçesi ve karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması (HUMK m. 440/I-1),
2. Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması (HUMK m. 440/I-2),
3. Yargıtay’da temyiz incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması (HUMK m. 440/I-3),
4. Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması (HUMK m. 440/I-4),


b. Karar Düzeltme İncelemesi

Yargıtay kararına karşı hukuki yararı olan taraf karar düzeltme yoluna gidebilecektir. Karar düzeltme talebi kararı vermiş olan Yargıtay dairesinde veya Hukuk Genel Kurulu’nda incelenir. Karar düzeltme incelemesi dosya üzerinden yapılır.

İlk önce karar düzeltme talebinin mesmu olup olmadığı incelenir. Talebin mesmu olduğu anlaşıldıktan sonra karar düzeltme talebinin kanunun saydığı sebeplere uygun olup olmadığı araştırılır. İnceleme sonucunda karara düzeltilmesine ilişkin talebin sayılan sebeplerden birine veya daha fazlasına girdiği anlaşılırsa talebin kabulüne karar verilecektir. Bu karar ile karar düzeltme talebinin esasına ilişkin bir karar verilmiş olmaz. Aksine sadece kararın esasının incelenmesine geçildiği anlamındadır. Yargıtay karar düzeltme talebini esastan inceleyecek ve daha sonra karar düzeltme talebini esastan red veya kabul edecektir.

3. Yargılamanın İadesi


 Yargılamanın iadesi olağanüstü bir kanun yoludur. Bu kanun yolu bazı ağır yargılama hatalarından ve eksikliklerinden dolayı maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur.
 
Yargılamanın iadesi sebepleri HUMK m. 445’te 11 bent halinde sınırlı sayıda olmak üzere sayılmıştır. Yargılamanın iadesi talebi hükmü veren mahkemeye bir dava olarak açılır ve o mahkeme tarafından karara bağlanır. Yargılamanın iadesi talebinde bulunulmuş olması hükmü kendiliğinden durdurmaz. Ancak mahkeme davacıdan teminat isteyerek icranın durdurulmasın karar verebilir. Ayrıca yargılamanın iadesi davası mutlaka duruşma yapılarak incelenir.

 

 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

 İstinaf yolu uzun yıllar gündemden düşmemiş ve uzun bir sürenin ardından nihayet yürürlüğe girmiştir. Daha önceleri de yürürlükte olmasına rağmen 1924 yılında kaldırılmış olması da bu hukuki kuruma mesafeli durulmasındaki sebeplerden biri olmuştur. Kaldırılış gerekçelerinde en fazla ülkemiz uygulamasında başarılı olunmadığı ve yargılamaya uzattığı ileri sürülmüştü. Yeniden getiriliş düşüncesinde ise yargılamayı uzatma işlevi törpülenerek bir denge kurulmak istenmiştir. Zira hukuk sistemimizin halen yargılamaların uzun sürmesi sorunu ile boğuşmakta olduğu adliye teşkilatı ile az da olsa mesaisi olan herkesin bildiği bir gerçektir.

 Hal böyle iken yargılama sisteminde yeniden yapılandırılma ve uygulamada karşılaşılan problemleri de göz önünde bulundurarak sistemi baştan gözden geçirme bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda sadece istinaf kanun yolunun kabul edilmesi amacına özgü bir tasarıyı yetersiz bulmaktayız. Yaşadığımız yıllar hukuk sistemimiz açısından köklü değişimler ve iyileşmeler geçirmesi zorunlu olan bir zaman dilimini işaret etmektedir. Biz adli yargılanma hakkını en geniş anlamda tesis eden ve aynı zamanda kısa ve süratli bir yargılama sistemini öngören bir usulü tatbik edebilen bir mevzuata olan acil ihtiyacımızı nazara vermek istiyoruz.

 Diğer taraftan istinaf mahkemelerinin kabulü genel olarak bir çok faydayı beraberinde getireceği muhakkaktır. Ancak uygulamadaki kökleşmiş sorunlar karşısında başarılı bir uygulamasının olmayabileceği de akla gelmektedir. Zaten eleştirilerin de yeterli altyapı oluşturulmadan ve iyileştirilmeler yapılmadan istinaf mahkemelerinin fayda yerine zarar getireceği yönünde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu eleştirilerin de haklı olduğunu belirtmek isteriz.

Aynı zamanda istinaf mahkemelerinin kuruluşunu en çok Yargıtay’ın sadece içtihat mahkemesi olarak görev yapmasını sağlaması açısından önemli bir fonksiyon eda edeceğini söyleyebiliriz. Ancak yasama ile yargı erkleri arasındaki uyumun en önemli sebebi olabilecek yasaların yeknesak uygulanması bu sayede temin edilebilecektir.

Sonuç olarak olması gereken bir aşama olarak gördüğümüz istinaf mahkemelerinin hukuk sistemimizdeki yerine dahil edilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak biz bu değişikliğin ötesinde köklü değişikliklerin en kısa sürede gündeme gelmesi ve gerçekleştirilmesi düşüncesindeyiz. Bu doğrultuda hukuk usulü muhakemeleri kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısının yasalaşmasından ziyade esaslı değişikliklerin öngörüldüğü ve uygulamadaki sorunların giderilmesini amaçlayan ve adli yargılanma ile en kısa sürede doğru karara ulaşmayı sağlayan değişikliklerin yasalaşmasının amaca uygun olduğunu düşünüyoruz.    
 

 

 

KAYNAKÇA
KURU, BAKİ/
ARSLAN, RAMAZAN/
YILMAZ EJDER :Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2007
DEVELİOĞLU, FERİT :Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara, 1982
ERGÜN ZAFER : İstinaf Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Dairelerinde Yargılama Usulü, Yargıtayda Temyiz
KUNTER-YENİSEY :Muhakeme hukuku dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1998
ÖZTEK SELÇUK : Adalet Bakanlığı Üst Mahkemeler Hukuk Komisyonu Tarafından Hazırlanmış Olan Üst Mahkemeler Tasarısı, Yargı Reformu 2000 Sempozyumu İzmir Barosu

ÜSTÜNDAĞ, SAİM : Medeni Yargılama Hukuku, 6. Bası, İstanbul, 1997 
YÜCE; TURHAN TÜFE :Türk Alman Ceza Hukukunda Kanun Yolları,Ankara,1967
YENİSEY, FERİDUN :Ceza Muhakemesinde İstinaf ve Tekrar Kabulü Sorunu, İstanbul, 1979
YILDIRIM KAMİL : İstinaf Mahkemeleri, Yargı Reformu 2000 Sempozyumu İzmir Barosu

 

YILMAZ EJDER : İstinaf, Ankara 2005